17.9.07

HOMORİKA 4 - NEWARNEYORK

Başlıcam aletine edevatına high definition'ına uğraş uğraş...hidef my ass afedersin...ulem neyse sırası gelince onu da anlatcam sen dur...Salı sabah, dedik ki "central park'a gidelim"...Olur tabe...Central parkta kavaltı yapcakmışız efem...Sanki sucuk ekmek yapıolar orda...Efendim yürüyerek gidelim dedik, ayaklarımıza kara sular indi, bizim kaldığımız otele göre hiç de central değil, gerçi abartmayalım, bi times square'e gitmiş kadar daha gidiosunuz central park, sonrası fer fecir olduğu için aklımda böyle kalmış olabilir...Ayaklarımın altı yaraydı, belim, bacaklarım, boynum hepsi ağrıyodu zaten sabahtan...Neyse, mehteran takımı gibi iki ileri-bi geri hareketle vardık central parka...Yeşim her dükkanda durup bişiler bakıo...Yolda bikaç limuzin gördüm arka arkaya fotoğrafını çekiim dedim sizler için...Central parkın girişinde inceden bir bina var, onun da fotosu altında, faytonlar felam var, 1 beygir gücündeki bayat bir espriyle buraya konu oluyolar...Daha sonra Tulaylar da gelecek ya cumartesi günü gidecez, daha detaylı fotolar vericem, şimdilik benim fotoğrafımla idare edin ve bilin ki, her köşede Yeşim filmleri hatırlayıp "şurası gözgöze geldikleriii yer", "şurası o kızın iğfal edildiği yer" gibi beyanatlarda bulundu...Bu arada tabii ilk etapta gezmedik heryerini...dolaştık durduk içinde, aç bitap, fakat o da ne, hiç bööle kavaltıcı yok, ya da biz göremioz, hot dogcular felam var, hepsini es geçtikten sonra sonuncusundan 2 tane aldım ben...Yeşim ısrar etmeme rağmen almadı...Sonra da aç kalmasının suçlusu benmişim gibi bi havalar bi havalar :) Yedim kardeşim...Central parktan da çıkmıo...Ağlamaya başladı...Yaw dedim o zaman(doğu kenarında yürüyoruz) çıkalım bi starbucks bulalım...Çıktık 5.th avenue ya doğru yürü yürü, şeyini sallasan heryerde olan starbucks yok, sinir oldu Yeşim, bana kızıo herzamanki gibi...Neyse, bulduk bi tane en sonunda karnını doyurdu, sesi kesildi şimdilik :) Central parktan tam çıktığımız yere geri dönüp biraz daha doğu kenarında kuzeye doğru ilerlemeye devam ettik, ve Modern museum of art(MET) midir nedir oraya girdik...normalda girişi 25 dolar...Ancak Önder sağolsun gitmeden önce bana tüyo vermişti...5 dolar da olsa bağışta bulunursan 2 bilet veriolar :) Capon turistler kek kek verirken biz Türk milletini gurula temsil edip 5 dolara girdik ikimiz...Bööle serindi içierisi iyi oldu...Bi tarafta Mısır eserleri, (gerçek mumya vardı lam), diğer tarafı helenistik çikolastik döneme ait Yunan eserleri vardı...Bi de bişiler daha vardı ama hatırlamıom...Aşağıda mezardan bozma tarihin ilk fotokopi makinasını görüyorsunuz...Ondan sonraki resimde ise delirttiğim bir Tanrıça'yı, sonrasında ise "boyut önemlidir" felsefesini kabul ettirmeye çalıştığım bir beli tutulmuş asker görüyorsunuz...Affetmez kimse olm seni savaş alanında yaklarsa :)...Ondan sonra da yorgunluktan bitap düşmüş vaziyette, önünde oturduk müzenin, altta toplam bacak sayısı 4 görüyorsunuz, panik yapmayın...EEE, bitti mi sandınız, tam bu müzenin hizasında, ama central parkın batı tarafında bir de şu ünlü "american history of musemummunhım" die, "a night at the museum" filmine konu olmuş müze var...Filmi izlediğim için gitmek istemedim...Ama yeşim sürükledi beni...Koskocaaa Central parkı enlemesine geçicez...Tam geçicez, bi göl çıktı karşımıza, etrafından dolaşalım dedi Yeşim, itiraz etcek halim bile yoktu...Ulan giiit giiit giiit bitmiyor...Birini yakalayıp arada fotoğraf çektirdik...İnsanlar deli gibi koşuyorlar gölün etrafında, hepsinde bi ipod, Yeşim'in çişi geldi gene bana kızmaya başladı...İte kaka çıktık, central parkta hiç wc yok...Batı yakasından çıktık, ancak hiç tuvalet yok, müzeye de daha 7 cadde falan var, Yeşim gene hırçın haline büründü, ayakkabısı da ayaklarını vurdu, ikide bir bi banka oturuo aalıo, "yürüyünce ayaklarım aarıo, oturunca iice çisim geliioo, altimaa ediceem" die baarıp suçu gene batıo...Ne demiş büyüklerimiz aşağı yukarı: "evlilik, normalde evli değilken karşılaşmayacağın problemleri çözme sanatıdır"...Buna istinaden, Yeşim'i motive ede ede, ağlata ağlata müzeye kadar götürdüm...Sen dışarda bekle dedim, gittim bilet alcam ne pahasına olursa olsun...Acaip kuyruk var...Yeter ki problem çözülsün...Walla sırayı bekleyemedim dışarı koştum yeşimi almaya, gel rica ederiz öne geçeriz diye, meğersem tuvalet biletle girilen kısımda değilmiş, koştu girdi bizimkisi, rahatladı, tekrar mesut olduk...Neyse harap bitap bi vaziyette çıktık, en yakın metro istasyonuna gidip metroya atladık ve otele gittik...Duş aldık dinlendik lam biraz oh...Sonra akşamüstü hava kararmışkene, otelin altındaki tick tack cafede akşam yemeği yedik, sonra dakalktık şu empayr siteyts, neymiş bi de biz çıkalım tepesine dedik...Eskiden Empty Space Building denirmiş...Çok pahalı olduğu için kimse ofis tutamazmış ordan...Neyse, bayıldık 18'er doları, tepesine tırmandık...öööle dönüp dönüp baktık işte etrafa, bütün manhattan görülüyor...Orda bisürü teleskobik aletlerden vardı, 50 cent verion ama 2 tane 25cent alıo, aleti çözene kadar dallama dallama kurcaladık sağını soğunu...Tam komedi...Aşağıda 2 foto var bakın işte...Sonra çıktık otelin dibinde zaten bu ESB, arka sokaktan giderken aa bi de baktım, bizim Murat'ın bayılacağı, beniyse sersemleten bir çizgiromancı çıktı önüme...Jim's universe...Hemen daldım...Ohh bee...Stephen King'in dark tower çizgi roman serisinin ilk sezonunu aldım...4.sayı yoktu ama uyuz oldum...Gezdim gezdim bi sürü şey alıcaktım ama taşıyamam diye almadım...http://www.jhuniverse.com/...Harika bi yer lam Murat, bi gün senle de gideriz...Gümüş kayakçı heykeli süperdi be...

Sonra otele döndük, çizgi romanlarımı okuyup mutlu mulu yattım...

14.9.07

HOMORİKA 3 - NEWARNEYORK

Yaw, sonra anlatıcam da detayları, yeni aldığım kameramla baya bi uraşmam gerekio, niyesini sonra sölicem...O yüzden zaman bulamıom yazmaya sabırlı olun ama biraz canım siz de...P.tesi günü, insanlık için küçük, Yeşim için ise büyük bir adımdı...Benimse umurumda değildi adımın ebadı...İstanbul'dayken US OPEN day session'a bilet almıştım bugün için(http://www.ticketmaster.com/)... Yeşim havalara uçmuştu çünkü tam bir tenis delisidir...Yıllarca da oynamış ama deli olduğunu anlayınca kovmuşlar sahalardan :) saat 11:00 ile 19:00 arasında day session oluo, 3 maç oynanıyo hepsini izliyosunuz...Eşek stadımıydı neydi Queens'i felam geçionuz orda...Dana gibi bi tenis komplexi, bu eşek stadı merkez kort, sonra louis armstrong stadı var biraz daha küçük, bi de irili ufaklı bi sürü stad var, sanırım herkes soyluluk derecesine göre seçilio bu stadlara...Neyse işte o sabah kalktık, aynaya baktık, aradık, taradık, bağırdık, çağırdık, bilii bilii biliii bilii gaah gaah küpeliii horozuuuumm...Noluo be! Kaltık diyom o sabah, Times Square'in ordan subway'e binip gitcez...Giderken Metro Cafe'de kahvaltı yaptık...Walla daha başında olayın hemen kahve delisi olduk yaw...Her sabah kahvecilerde kahvaltı...Hızlı bir şekilde "tuu tool latttes tuuu geyblıııs vit çiiiz" demezsen kızıolar...Adamların işleri var canım...Kahvaltıdan sonra acaba sıçasımız gelse ne olur, subwaye sıçılır mı, subwayi bok götürürse nolur soruları kafamızda, istasyona gittik...Shea stadında inecez...Bi müddet sonra yerüstüne çıktı metro...Etrafı izledik...Queens'ten felam geçti...Varoşları inceledik...Bizden iyi yaşıolar...Shea stadında indik...Bu şeeeaaa, eşşşşeeeiiin şeeeea, ama eşşşein kendisi değil....Shea başka bi büyük stad içinde sanırım cirit, uzun eşek, kukalı saklambaç vb gibi amerikalıların ata sporları yapılıyor...Bunun ters istikametinde ise eşşşeeeaa stadı var...Adını hatırlamıom yaw :( Yani bütün tenis kompleksi...Zaten eşşşeeeaa ile eşşeeea'nın şeeeaa'sı nın birbirlerine zıt durmaları tamamen anatomik bir doğrusallık değil mi...Neysem biz yürümeye başladık bizi ilgilendiren komplekse doğru, içimizde yılların verdiği bir komplekse, "ohaa!" falan dioruz adamların habitata...20 metrede bir bir görevli baarıp çaıırp yönlendirio insanları...Sırt çantalarını emanete bırakıp işin bitince alıosun...Daha komplexe girmeden...Gerçi benim biletimi almam gerekiodu...Önce sırt çantamla gittik...Bi güzel kuyruğa girdik gişelerin önünde...Gişelerin önünde bi kadın almış mikrofonu eline, "yeni bilet alacaklarrr burayaaa, haydiiii, 4. veznee boşaldııı, çabuk llaam" falan die bağırıp nilleti hizaya sokmaya ve olayı çabuklaştırmaya çalışıyordu...Bizim gibi rezervasyonlulara ise gelip, arkada kiosk vaar, korkmayın yeni şeyler denemekten, burda beklemenize gerek yok, kredi kartınızı geçirip bileti alabilirsiniz vs gibi bişiler dedi, ama kimse iplemedi kadını...Neysem vezneden aldım bileti...Sonra tekrar çanta kontrolünün oraya gittik...Efendim benim çantam çift askılıymış, yeşiminki tek askılıymış...Benimkine el koydular...Alla alla, aynı büyüklükte kardeşim çantalar...Book bag mi ne dedi, sensin bok bebek...Yeşim de kendi çantasını taşımamak için benimkinin içine koydu...3-5 dolar bişi verdik neyse, yanımızda bi tek ufak bel çantası var...Stada girecez, ama hiç çantası olmayanları bir kapıdan alıyolar...Bizimki gibi ufak bir çantası olsa bile başka bi kuyruğa gidiosun...Ben emin olamadım Yeşim'in çantasını gösterip(el kadar bişi) bununla giremioz mu dedim, adam "this is a baaagg!" dedi...Nasıl anladın lam dedim ben de...İçimden...Güney girişe yönlendirdiler bizi...Gittik, acaip bi kuyruk...Biz kuyruktayken ilk maç başladı...Biletleri alırken maçlar belli değildi, sanırım turnuvaya çok yakın belli oluyor...Girerken maç programını aldık oh be ne süper, Yeşim çok sevindi...Çünkü 2. maç dünya sıralamasında 1.olan avrat sporcu henin, 3.maç ise gene 1. olan ama erkeğe benzeyen federer'in maçıydı...Gittik yerleştik yerimize...Bu arada acaip sıcak, beynimiz haşlanıo...Ben şapka almışım yeşim de yok ama ikimiz de dayanamıoz...Aralarda koltuklardan inip püfül püfül esen koridorlara gidip, 5 dolara su alıp kazıklanıoz, kafamızı yıkıoz tuvalette felam...Yemekler çok paalı geldi yemedik...Ama Yeşim'e bir hatıra şapkası aldık...Stad gerçekten harika ama...Orda birileri maç falan etti hoşuma gitti, Yeşim niye bu kadar delirdi o fender denen adam çıkınca anlamadım...Ben Gibson severim halbuki...Neysem karım sevindi ya yeter...Bu arada Kerem başta olmak üzere bir sürü kankamla mesajlaştım...Kerem "çükünü salla belki kameraya çekerler" dedi, ama benimkini yakalayacak zoom olmadığı için çekemedi herifler :) Eh işte, böylece maçlar da bitti, biz de bittik...Çantalarımızı alıp istasyona doğru gittik...Bu sefer subway'e değil trene bindik...Tam bizim otelin altında duruo...LIRR(Long Island Rail Road)...One-way ticket aldık, girişte bilet görevlisi biletimi tutup bööle bişilerle zımbaladı ama bırakmadım bileti ben, "bende kalcak bu" diye kızdı adam...Vermiom lam...Meğer benden önce geçen adamın ki round-tripmiş...Ondan zımbalayıp geri vermiş ona....Çok rahat bir express tren yolculuğundan sonra otelimize vardık...Duş alıp temizlendik felam...
Akşam tekrar times meydanına gidip dolandık...Yeşim yalvarmalarıma ve somut kanıt olarak gösterdiğim ayağımın altındaki baloncuğa aldırmadan beni dolaştırdı...Sonra da hard rock cafe'ye yemeğe gittik...Ünlülerin gitarları, bi sürü hediyelik eşya, almadım inat, Yeşim'in tüm ısrarlarına rağmen...Fajita yedim ben çok güzeldi...Bira içtim...Sonra daa, insanoğlu bu, gidip zıbardık işte gene...

13.9.07

HOMORİKA 2 - NEWARNEYORK

http://www.premiumoutlets.com/outlets/outlet.asp?id=7
Demem o ki, gurbetteki 2.günümüzde, amerikaya donsuz gitmemize sebep olan alışveriş çılgınlığına kavuşmak için, round-trip otobüsle new jersey'in uzaklarındaki woodbury common outlet center'a gittik...Vaay anam vaay, binbirtürlü mağaza, Önder önceden söylemişti...Sabah 8 otobüsüyle gidip akşam 9 ile geri döndük ama yetmedi inanmazsınız...Müstakil mağazalar, 220 adet marka, öküz gibi bi yer, kuş kadar fiyatlar...Akşam 2 bavulla geri döndük ordan...bittik bittik :)





Aşağıda DKNY'daki extra indirimi gören Yeşim'in halini görüyorsunuz:



Newyorka yolunuz düşerse ve bol bol alışveriş yapmayı düşünüyorsanız, kesin tavsiye derim...Onun dışında bütün şehirlerde Marshalls, Macy's, T.J.MAXX gibi yerler de var...Sonraki günlerde tatlı niyetine hepsine gittik, anlatıcam ileriki yazılarımda...Ama Yeşim'in markaları ve fiyatları görüp delirdiği yer olarak tarihe geçsin burası lütfen...



Akşam döndüğümüzde o kadar yorulmuştuk ki, Yeşim bile McDonals'da hamburger yemeyi kabul etti, sonra zıbardık...

12.9.07

HOMORİKA 1 - NEWARNEYORK

Döndüm sonunda ama uyanamadım...Zaten dinlenemedim de ama, insanın yanında Yeşim olunca zaten dinlenmek söz konusu olamaz...O Cuma akşamı naptık biz? Soruyorum size, hani sizi terkettiğim, normalde ayrılıktan ötürü hüzünlü olması gereken, ama tatile çıkma hevesiyle dönüp sizlerin yaşaran gözlerinize bir kez olsun bakmadığım o Cuma akşamı var ya...Bizim için de çok hüzünlü oldu...Normalde işten biraz erken çıkıp annemlere gidecektik Halkalı'ya...C.tesi sabah 6'da idi uçağımız...Gece 3 gibi kalkıp havaalanına bırakcaktı babam bizi...İşin bırakma kısmı öyle oldu da, akşam erken gidemedik babamlara...Sevgili ve canımız arkadaşımız Meltem babasını kaybetmişti...Akşam Caddebostan'a gidip taziyelerimizi ilettik...Çok üzüldük ama :( Meltem'e tekrar başsağlığı diliyorum burdan...
Şimdi tatil bitti ya, acayip bi jetlag ve tatillag karışımı var bende...Günde 3 saat uykuyla duruyorum...Gündüz uyuyasım geliyor ancak işte izin vermiolar doğal olarak :)
Neyse babamlara geç de olsa gittik, muazzam bi sofra hazırlamış annem herzamanki gibi, yedik içtik laklak ettik...Bu arada Ati'den büyük ve boş bir bavul aldım giderken, içine de Özgür'den aldığım kabin boyu koydum...Hepsi boştu...Amerika'da ucuz ya :)
Gece "noooluo lam ananı" diye bi kalkmışım, meğer saat 03:00 olmuş, havaalanına gitme vakti...Kalktık gittik...Lufthansa'nın önünde bi kuyruk bi kuyruk...Sanırsın bütün havaalanı amerika'ya gidiyo...Bize sıra gelene kadar uçağın kalkmasına 20 dakka kaldı...Bi de lufthansa miles kartımı ne aldım mil mi birikiyomuş ne...Bu yüzden tırsıp free shoptan sigara alamadan uçağa koştum...Koşmaz olaydım...Uçak 1 saat bizim arkamızdaki kuyruğu beklediği gibi, amerika'da da 7 dolar bi paket sigara...Tatil parasını böylece yemiş, aslına bakarsanız fosur fosur içmiş olduk...Efendim Frankfurt aktarmalı gideceğim için, ilk uçakta sadece 2li koltuka oturarak acayip rahat ettik...Frankfurt'a da geç kaldığımız için, bir nebze koşarak 2.ci uçağımız olan frankfurt - ne var ne yok şehrine gidecek uçağa bindik...koşarak demiyim de, trenle gittik, iki saat bizim gate'i aradıktan sonra, o gate'e dahili trenle gidildiğini öğrendik en sonunda...Yuf...Koltuğumuz, ortadaki 4lü koltuklardan ortadaki ikisi, kapana kısıldık gibi off...Yeşimin sağında bir hintli, neyse, benim yanımda çıtı pıtı bi kız...Tam rahat gidecez diodum ki, kızın arkada bi arkadaşımı ne varmış, birileriyle yer değiştirdi, efendimi, yanıma 200grostonluk bir abi geldi...Resmen pizza kulesi gibi bir vaziyete bürünüp Yeşimle bir oldum ben de...Komedi filmlerinde olur ya hani, aynen öyle...7 saat boyunca gözümü kırpmadan uçup newarneyok şehrine indik...Yeşim'in yanındaki hintli de uyuyo sürekli ve onu yemem bunu yemem dio hosteslere...Çişe kalkcaz, benim yanımdakinden rica etsem, uçağın aerodinamiği bozuluo adam kalkana kadar...Öyle veya böyle yeni bir yere giderken çekilio yolculuk...Sıktık dişimizi...Aaa newarneyork'tayız...[bu arada uçakta gida niyetine dağıtılan nesnelerin nerde saklandığını merak etmiştim, inerken bi yerde küçük kasalar gibi şeyler vardı, onların üzerinde temel besin maddelerinin ismi yazıodu, chees vardı birinde mesela, ben de soruma yanıt bulmamın verdiği mutlulukla 'çiiiiz' demişim...Hostes de beni fransız sanıp 'çüüüz' dedi :)] Neyse indik...Allam, ordaki havaalınında da bi kuyruk, 1,5 saat pasaport kontrolü için sıranın bize gelmesini bekledik...Adam Türkiye'deki konsolosluktan daha çok sorguladı beni, Yeşim'i de çağırdı sonra, eşim olduğunu söyleyince, sonra 6 ay kalabilirler yazını basıp yolladı...Yeşiminkine 2 haftalık bastı ehe, yeşim bi kızdı adama, herhalde vatandaşlık verirler Yeşim'e...
Sonra bavulumuzu bulup, açık havaya ilk adımımızı attık...İşte öyle boş bir arazi...Taksi kuyruğu bekledik çok az...Manhattan'a JFK'den taksi 45 dolar fix, ve 5 dolar da gişelerde ödüyosun...Afrikalı Amerikalı denen bir zat bizi aldı...Ön koltuğun arkasında bi dolu yazı, Taxi drivers bill of rights mı ne, bi de taksi şirketi asmış bi yazı, bizim şoförler şööledir böledir, telefonla konuşmazlar felam...Naaah afedersin, herif tüm yol boyunca telefondaydı be, bi kaç arabaya bindiriodu...İstanbul'dan gitmiş biri olarak şahsen hiç yabancılık çekmedim trafikte...
Neysem, 12:30 gibi uçaktan inmiştik, heralde 15:00 gibi otelde olduk...Yanıma hiç eşya almadığım için bütün heryerim leş gibiydi, olsun ertesi gün alışveriş yapıcam ama :) Otele check-in yaptırdık ve odamıza gittik, Shining filmindeki gibi tırsınç ve eski bir oteldi, eskilerin ünlü oteli NewYorker Hotel, reconstructionda aynı zamanda...Biz tabii çok eski bi odasına yerleştik...İdare ettik işte biraz küçüktü ama...Azıcık dinlenmemize fırsat vermeyen Yeşim, beni kolumdan tutup dışarı sürükledi, giderken "sex and the cityy" felam diye bağırıyodu ama nie anlamadım...Sex in the city sanmışım ben..."Bu yorgunlukta ne seksi be" dedim dayanamayıp en sonunda...Neysem, bizim otel 8th avenue ile 34. sokağın kesişimindeydi tam...32. katta! Altında Penn Station gibi çok önemli bir metro ve tren istasyonu vardı...Ulaşım çok rahat anlayacağınız...
8th avenue ve 7th avenue arasında bi pizza hut bulup daldık...Aman yarabbi ne pis bi yer, new york da pis, pizza hut'larda pis, zaten insanların hepsi şişko, arada bir güzel insan görürseniz bilin ki turisttir :)Rahat bi millet ama, neyse pizzamızı bitiremeden kalktık, Hemen köşede payless shoe dükkanı vardı, Yeşim oraya daldı, bişi almadı ama herşey çok ucuz diyerek dışarı doğru çıktı...Ben de o sırada ona doğru "7 dolara sigara mi olur lam, hay ak" şeklinde ilerliyordum...Çarpışmamıza ramak kalmıştı...Efendim daha sonra 7th avenue'dan Times Square'e yürüdük, bi jetlag ve şaşkoloz durumlarımızı görebilirsiniz aşağıdaki fotolarda..."Ben nerdeyim, neler oluyor" şeklindeyiz...


Azıcık Times Square'e baktıktan sonra diğer street'ten tekrar 8.th avenue'ya geçip, Pazar günü woodbury common'da yapacağımız alışveriş için otobüs turuna internetten almış olduğum elektronik biletleri normal bilete çevirttik...Biletlerimiz elimizde, yarın görüşmek üzere deyip oradan ayrıldık...Otele doğru yürüdük...Yeşim Macy's diye bir alışveriş merkezine daldı, dağıldı kızcağız, herşey çok ucuz ucuz diye diye gözyaşları döktü, ama ertesi gün outlet center'a gideceğimiz için birşey almadık...manhattan mall'a da gittik...nie? peki nie? Çünkü benim lafıma uymuş da, hiçbişi almamışta yanına, sinir küpü oldu, şampuanı yokmuş vs, son gücümle yeşimi susturmak için bir pharmacy gibi bi yer buldum, Yeşim çok sevindi, hemen bi sürü şey aldı kendine, bunlar Türkiye'de şu kadar falan diip durdu :) Yalnız diğer günlerde farkettik ki, otelin etrafı bu migrosvari yerlerden kaynıyor, zaten her sokakta var bunlardan, biz uykusuzluktan hiçbişi görememişiz(bu arada alınan herşeyi sırt çantamda ben taşıdım nasıl oluyor yaw?)
Yeşim biraz rahatlayınca, gene otelin dibinde olan ünlü Madison Square Garden'a gidip şöyle bir etrafı gezindik, şehrin ritmini yakalamaya çalıştık...Yakaladık da, zıbarıp yattık gidip sonra :)



Devam edicem anacım...

23.8.07

YOOOOOVVV!

Sevgili okuyucularım...Biz Yeşim ile sessiz sedasız Amerika'ya uçuyoruz bu hafta sonu...Demeyi çok isterdim ama pek sessiz olmadı...Öncelikle 1 bavulumu daha ben gitmeden dolduran arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim...İntikamım acı olacak...
Dönüşte çok uzamasın diye Amerika'da arada bir bloga birşeylere yazmaya çalışacağım...Dönersem tabii hehe...
Benim bi tanecik yeğenim Can, tombiş oldu da gezmeye başladı bile...Hafta içi bize geldiler...Ay çok tatlı yerim ben onu ya...Kendisi hem kendi üstüne, hem de yeşimin ve goncanın üstüne aynı anda işeyerek ayrı bir rekora imza atmış bulunmaktadır....Bakın şunun yatışa yaaa, yerim onun kıçını ben :)
Haftasonu herzamanki gibi Pazar günü işe gidip çalıştım, sonrası teferruat :(
Hafta içi abimle ortak bir operasyon yapıp ev aldık bana...Seneye taşıncam..Saol varol abicim :)=

Cuma akşamı fantastik dörtlü olarak, fantastik dörtlü gümüş kıyakçıyı izlemeye gittik...Eeeh işte...


Esas olay Cumartesi günüydü...Özgür'ün doğumgünü vardı akşam...Gündüz ise alışverişle felam geçti, Özgür'e hediye aldık, sonra Amerika'daki arkadaşlarımız Tülay'a, Pedo'ya...Oh oh...1 hafta sonra kavuşcaz...Ve buradan sessizce Özgür'ün doğumgününe uçuyoruz...Ah evet! Oldukça erotik bir doğumgünü oldu...Yiyecek içeceklere söyleyecek birşey yok...Yeşimle Nuray üzerlerinde uzun süre çalıştılar, teyze de yardım etti...Ortaya muhteşem bir menü çıktı...Pasta da güzeldi, güzel eğlence de vardı, bunların detaylarına girmeyeceğim...Önemli olan o gece ruhani ve esrarlı bir şekilde esen erotik havaydı :) Şöyle ki:
Bir kere Kaya, havuzda yüzüp gelmiş...Ama hakketten...Alnında bir haç şişliğiyle gelen kayacık, havuzda yüzerken havuzun bittiğini farketmemiş, ve kafadan dalmış havuzun kenarına...Bir de havuzu görmeliydiniz dedi ama, bilemiyorum ben...Kaya gibi sağlamdır Kaya...Somut göstergesi olan bu şiddete dayalı hareket hepimizi bir kere bolbol güldürmeye ve kanımızı kaynatmaya başladı :) Ama esas önemli olan Kaya'ların getirdiği balonlardı...Efendim, bir insanın böyle bir balon alması için hakikaten kafayı havuza vurmuş olması gerek :) Böyle 4 balon almak için ne yapmak gerekiyor bilemiyorum...Balonlardan biri yolda gelirken uçmuş netekim...Neden uçtuğunu tahmin edebiliyorum...Diğer 3 balondan 3.sü yüzünden bence...Çünkü o 3. balon zaten geldiğinde hafiften inmişti...Artık ne yaptıysa o kaçan balona bilemiyorum...Dur daha bitmedi, çılgın Yeliz arkadaşımız, Özgüre bol damarlı bir hediye getirmiş...Odun mu desem, ağaç mı desem, ama herşeye benziyo...Bize sanatsal aktarımlarda bulunmaya çalıştı Yeliz ama, odunsu havamızdan vazgeçmeyip hediyeyi de kendimize benzettik...Zavallı Özgür, eline verilmiş olan Yeliz'in hediyesi, ve ardakan sinsice yaklaşmaya başlayan 1 ve 2 numaralı balonlar :) Bilmem anlatabiliyor muyum :) Arkada Nuray'ın, kocasının başına geleceklerden zevk alır gibi sinsi bir gülüşü var, onu kaçırmayın...Sanki Özgür de öyle ama :)=


Neyse, demem o ki, aşağıdaki foroğrafa da dikkatli bakınız...Sol tarafına...Öndekiler mutlu mesut poz verirken, sol arkada Sevinç'le Yeliz'i görüyorsunuz..Ben bişi demiyorum :) Ben hep Sevinci masum sanardım ama demek ki Yeliz'miş esas mağdur olan :) Çocuklara göstermeyin aşağıdaki fotoyu :) Bu arada benim hatunu da asansörde kıstırmış bunlar :)= Sizi gidi sizi...


Veee, son olarak 3. balonumuz hakkında ipe sapa gelmez iddialarda bulunacam arkadaşlar...Lütfen bundan sonraki fotoğraflara, daha önce eşek görmemişseniz bakmayın...Bu üçüncü balon, daha önce saldırarak iğfal ettiği ve yuvadan kaçmasına sebep olduğu 4.balonun vermiş olduğu hazdan olacak, bi mağrur, bi sönük, bi inik geldi ortama...Diğer 2 balon dimdik ayakta dururken, en yaramaz balon bu olmasına rağmen, zamanla iyice gücünü kaybedip yaşlılar erkanına katıldı...Bakınız binbir zorlukla zaptettiğim 2 nolu balon gibiymiş eskiden, ama aç gözlülük ne hale getirmiş:

Sağdaki 2 nolu balon, balonların çapında kamaşullah modeline sahipken, soldaki 3 nolu balon, zamanla bu yetisini yitirdi...Peki neden?


1.sebep, tabii ki arabada gelirken, 4 nolu balona yaptığı ahlaksız davanıştır...Ama bu kadar bitik miydi gene de...Değildi elbette...Onu esas bitiren, benim elime geçmesi ama daha da önemlisi, havuz kazazedesi Kaya'nın şu anlamlı bakışıdır, aralarında bir elektriklenme olduğu çok belli :)=




Evet, uçarak bir komplo teorisi ürettik ama, balon dünyası için küçük olan bu ebat, eşek dünyası için normal, insanlık içinse korkutucu bir boyuttaydı hala...İşte bu yüzden, 3.numaralı bu tehlikeli balonun ne kadar vurdumduymaz olduğunu göstermek için aşağıdaki sırıtan resmine, ve ne kadar korkutucu olduğunu göstermek için de çaktırmadan kaçan nurayla yeşimi içeren 2. resme bakmanızı tavsiye ederim....




Hadi bana iyi yolculuklar...

14.8.07

GENE PARDON!

Yaw o kadar çok işim var ki, 3 haftadır yazamıom...Kusura kalmayın...Bu aralar işte acaip projeler var, yeni bir ev aldım onun finansmanıyla uğraşıyorum vs derken vakit bulamadım...Doğrusu keyfim de yoktu, aklımda Türkiye'nin dış borcu ve benim iç borcum vardı... İsterseniz son haftadan geriye doğru gidelim...Geçen hafta, arabamı satmakla uğraştım, sanırım satıcam, o kadar çok işlem vardı ki çatladım artık...Bu sıcaklarda...Haftasonu Cumartesi sabahın köründe Murat mesaj attı...Seni çok özledim kavaltıya gelioz die...E gel dedim kanka...Kalktılar Deniz'le geldiler...Bizim Şelale'nin yanında sucuklu ballı kaymaklı bi kavaltı yaptık oh be...Tosunum çok gusel yedi...Alttaki fotoda Murat'ın üzerinde gördüğünüz tişört, havuz sefasından sonra asıldığı bizim balkondan uçmuş...Tüm arayışlarımıza rağmen bulunamadı...Görenlerin bana haber vermesi rica olunur...

Sonra havuza girdik hep beraber, akşam da caddeye gittik...Aşağıda Denizle Yeşimin havuzdaki halini ve hemen akabinde de Muratla benim evdeki duştan çıkmış halimi görüyorsunuz..."Oha", derler adama :)


Pazar günü de işe gittim...Çalıştım bütün gün...Başarılı bi çalışmaydı...Başka anlatacak bişeyim yok bu konuda...Akşam da Ataşehirde Barnies de Alp ve Özgürlerle buluştuk...Alp ve Özgür iki saat dağa bayıra oyuncak tüfekleriyle nasıl ateş ettiklerini anlattılar...Şehir magandası lam bunlar...

2 hafta önce,Cuma akşamı Meltem ve Tolgaya gittik...Balık yedik...Laklak ettik...Tolga'ya iyi bi iş teklifi gelmişti, çok sevindik...Bu hafta da işi kaptığını öğrendik...Akşam'ın şerefine Küba Purolarını açtık...Çok pornografik oldu ama olsun :)

Yeşim aynadan belin gözüküo gebertirim :)

Cumartesi günü doğumgünümdü...Bütün gün iş yerinde cebelleştikten sonra kendi partime geç gittim...Özgürle Nuray, mahşerin diğer üç atlısı ve eşleri, Meltem ve Tolga vardı...Yeşimle Nuray kısır bile yapmışlardı be bi leğen...Nihal de vardı tabii, bizim Nihal bi de gebe üstelik...Kusmadı ama :)
Bizim çocuklar Şelalede gezerken Özgür 14.kattan fotoğraflarını çekti:


Hediye bakımından oldukça verimli geçen doğumgünümde(5 sene gömlek almam artık), Nuraycımın verdiği hediyeleri çok beğenmiş olucam ki dalmışım yanağa :) Nuray'ın haline bakın :) Eve gidince dezenfekte etmiştir kendini :)




Pastadan tırtıklarken yakalanan vatandaş...Bakışlara dikkat:


3 hafta önceki haftasonuna gidelim...
Sözkonusu haftasonu, efendim, abimlerin İngiltere'den bir arkadaşı var, Renatto, bunlarda gelenekmiş, birinin erkek çocuğu olunca, onu ve ailenin diğer erkeklerini yemeğe götürülermiş...Babamı, Süleyman Amcayı beni ve abimi yemeğe götürdü...Nevizade'ye gittik...Sarhoş oldu lam bunlar...Süleyman amca dedi ki arabanı bana getir satarım...Pazar sabahı kalktım gittim, Sefaköy otopazarına gidip sefil olduk...Satamadık da arabayı...Renatto da geldi...Çok komikti lam...Babam da uğradı bi ara...Akşam oldu biz çıktık arabayla, Süleyman amca kullanıodu benim arabayı...beni de floryaya atcaklar Yeşimin ailesiyle teyzelerine gidip mangal yapıcaz...yaptık da sonra...Ancak giderken Sülayman amca koltuğu ayarlamak için durdu...İleride polis kontrol yapıyomuş...Çok saygıdeğer bir polis memuru gelip "ne duruooonuz llaan burda, suikast mı yapcaaaınııız bizee" diye bağırınca, Süleyman amca da sinirlendi...Renatto da bağırdı...Ortalık birbirine girdi...Bizi içeri alcaklardı da, aklı başında memurlar da var bu ülkede...Teşekkür ediyorum...Daha sonra Renatto'nun söyledikleri de ilginçti: "bizim ülkede polis vatandaşa böyle davranırsa o polisi içeri atarlar"...Neyse, orası sizin ülke...Bizim kıymetimiz yok maalesef...

26.7.07

pardon!

Çok geç kaldım bu hafta yazmakta...Neredeyse diğer hafta oldu be...Geçen hafta cuma günü iş yerinde sandalyemde esnerken geriye doğru, "çatıırt" ve "gümbüürt" diye bir ses duydum...Salağın teki sandalyesinden düştü diye düşünürken o salağın ben olduğumu az sonra anladım...Tıpkı Şener Şen'in "Kibar Feyzo" filminin sonunda nalları dikme sahnesi gibi, ben de ayaklarımı havaya dikmişim şerefisizim...Ne olduğunu kavrayana kadar tepeme bisürü insan üşüştü, rezaletin daniskası...Birşeyim olmadığını anlayınca gözlerinden yaş gelene kadar güldüler :)...Kaza anından sonra sandalyenin hali aşağıdaki gibi :)
Neyse çanağı kurtardık ama...Cuma akşamı Alparslanlarla kave içmeye gittik...Gecenin bi yarısı işe gittim sabah 4de çıktım işten...Ertesi gün oldukça yoğun bir program içine girdik...Cumartesi sabahı havuza inip yüzdük biraz...Sonra öğleden sonra abimlere gittik annemler de ordaydı...Bişiler yedik, Can'ı sevdik...Basın yayın yasağı kalkmadı hala...Akşam ise normalde Cansal, Umut, Murat üçlüsü ve ile buluşacaktık Taksim'de...Ama Murat Bey baldızının imam nikahı olduğunu hatırlamış Mecidiyeköy'deki evlerinde...O zaman biz de Cansal'la ve Murat'la Profilo'da buluştuk...Bir saat kadar laklak ettik, Murat bir ara eve gidip imamı aradan çıkarıp geldi(hani ruhban sınıfı yoktu islamiyette?)...Deniz kardeşiyle kaldığı için gelemedi :( Deniz de iş bulmuş çok sevindim :) Neyse Umut başka arkadaşlarıyla Taksim'deydi beklemedi bizi eve gitti...Nihal gebe bu arada Umut'tan :) Umut'u görünce midesi bulanıomuş :) hehe tebrikler...Akşam İstiklal caddesi üzerinde bi yere götürdü bizi Cansal...Bir binanın en üst katı, manzara süper, club gibi bi yer...Açık hava...Ortada insanlar dans edio ve içeride birkaç tane değişik lokanta var..Biz Keyif'e gittik...Rakılı şaraplı bir yemek yedik...Murat'la Cansal'ı da çok özlemişim iyi oldu...Bu arada Esin gene Cansal'la birlikteydi, noluyor yaw :) İlerleyen vakitlerde Yeşim'le Murat durmadı oynadı, Esin de onlara katıldı, biz Cansal'la utandık oynamadık :) Gözümüz şaşı oldu dekolte kızlara bakmaktan :)



Pazar günü erkenden gidip oyumuzu kullandık...Daha sonra Yeşim'in ailesinin yanına gittik...Tatilden dönmüştü onlar da...Bu arada Gülenay da Paris'ten gezmeye gelmiş...Yeşim daha önce görmüştü ama ben de görmek istedim...O da Yeşim'in annesi gile geldi özlemişim gitçek ama gene :( Yeşim'lerdeki halimiz :)

baldız baldan tatlı :)

Vee luckyyy, tüm aile üyelerine kızıp tırmalayıp tekmeledikten sonra(nerdesiniz ulan haftalardır tribi bu) gelip kucağıma yatıp düşman çatlattı :)

Sonra Gülenay'ı alıp caddeye gittik...Mağazaların önünde perişan oldum beklemekten :) ama manzara süperdi yaw :) bi şaşılık da caddede geçirdim :) Neyse Gülenay ve Yeşim diyet yapcazzz, rejimdeyiiz gibi sloganlar atarken kendimizi İskender Kebap yerken bulduk :) hehe...Sonra Gülenay gitti :( biz de Yelda ile buluştuk ama naptık sölemem :) sır :)

Mustafa baba bol bol kebap ve lahmacun ısmarladı, hepsini yedik...Sonra evimize gittik acaip yorulmuşuz :( Seçim sonuçlarını diğer %50den biri olarak izledim...Pazartesi sabah 04'te iş yerinden aradılar problem varmış...iş yerine gittim...Panikten ötürü bu hafta pazartesi sendromu yaşamadım kısaca :)

Bu hafta içi de ev baktık gene, taktık kafayı bi yere o yüzden her akşamımız düşünmekle geçio...Bu sebeple geç kaldım yaw yazmakta :)

Hadi kalın sağlıcakla :)