Uff! ne biçim bir haftaydı ya...Pazartesi abim arayarak 6,5 aylık gebe olan yengem Goncanın, kanama ve sancı sebebiyle hastaneye kaldırıldığını söyledi...Pazartesi akşamı Özgür ve Siemens tayfasıyla yapacağım halı saha maçını ekerek doğal olarak Nişantaşı Amerikan Hastanesine gittik Yeşimle...Abimi gördük Goncayı gördük...Annemler de ordaydı...Annem herkesten daha perişan...Neyse, çocuğun sağlıklı gelişimi için doktorlar bebeği mümkün olduğu kadar uzun süre anne karnında tutmaya çalışıyorlar...Çünkü anne karnında 1 gün, küvezde 5 güne eşitmiş...Gonca da nasıl acılar içinde ama sıkıyo kendini çocuk çıkmasın diye :( Neyse yapacak birşey yoktu eve döndük geç vakitte...Hafta içi telefonla konuşmalara falan yaptık...Çarşamba gayet iyileşmişti Gonca...Hatta Cuma eve çıkacam gibi şeyler söyledi...Ben de Cuma akşamı için Karayip Korsanlarına internetten bilet aldım...6 kişi için...Hatta Kerem de sen geliosan ben de geliom dedi, o da bilet aldı...Merveyi bile alacaktım evden gidip yaw...Cuma günü bunları konuşuyoruz...Cumartesi akşamı eve misafir kabul ettik, pazar da yeşimin iş yerinde arkadaşıve eşiyle buluşacağız...Aralarda da Goncayı evinde ziyarte edecez diye düşünüoz...Mamafih, Cuma günü öğleden sonra telefon geldi...Gonca çok kötüleşmiş, Ya Cuma akşamı ya Cumartesi doğum olacakmış...Gittik tabii bütün planları iptal edip...Cuma akşamı 4de çıktık, karşıya geçtik...Goncacım acaip acı çekiodu...Anne karnına iki alet bağlamışlar, sürekli biri bebeğin kalp atışını, diğeri annenin sancısını ölçüyor...Orda durduk, Gonca acıdan ağlıyodu, annelerin de morali bozuk tabi...Necla teyze de ağlıyodu...Neyse, doktoru gelip odada 10 kişi görünce kovdu bizi odadan...Lobide bekledik...Sonra yapacak birşey olmayacağına karar verip eve döndük Yeşimle...
Ertesi gün(Cumartesi) sabah erkenden babamlara kahvaltıya gittik...Sonra da hastaneye gidecez...Zaten içeri almadıkları için hastaneye gitmenin de bir anlamı yok ya...Gerçi tek tek görebildik...Neyse, babamlar direkt hastaneye giderken, biz de yeşimin arkadaşı Çiğdemi aldık Zeytinburnundan, öyle geçtik Nişantaşına...Hiç değilse hastanenin etrafında dolaşırız diye...Nişantaşında oturan Yeşimin diğer kankası Aysen de geldi...(bu arada Aysenin bir erkek arkadaşı varmış, bir türlü tanışmak nasip olmadı, hep bi işi oluo çocuun, uyduruo mu ne :))
Goncayı abimi gördük, Nişantaşı civarında dolaşmaya çıktık...Muratla Deniz geldi, ben onlarla takıldım akşama kadar...Daha sonra gittiler, tekrar kızlarla buluştum, akşam saat 8,30 u ettik o civarda...İtalyan günleri mi ne vardı bi sokağı kapatmışlardı, Alfa romeolar felam...Bu arada Nişantaşının kızları neymiş ööle yaaaww....Alla alla...Ehm....Neyse, bi iki foto şimdi:


Akşam 20:30 civarı hastaneye giderek son kez baktık, yapcak birşey yoktu, eve gidip dinlenelim dedik, AYsen çok ısrar etti gelin bana, hastaneye yakın, bi problem olursa gidersiniz diye, bizim evi mok götürüodu, eve gidip biraz evle ilgilenelim dedik...Eve gittik, yeşim kızdı bana masanın üstünü topla diye...Saat 22:00 bu arada...Ben de as biraz toplamaya başladım ki masayı, babamdan telefon geldi...Saat 23:00 de Goncayı ameliyata alıyolarmış...Artık geri dönüşü yokmuş...Apar topar eve girmemizle çıkmamız bir oldu tabii...Son sürat bastık hastaneye gittik...Goncayı ameliyathaneye alırkene yetişemedik ama :( Neyse gittik yapcak bişi yok, endişeliyiz bebeğin sağlığıyla ilgili...Çok gergin bir bekleyiş oldu...Abimi de ameliyata sokmuşlar bu arada...Dedim abim kesin bayılır içeride :) Zaman beni haklı çıkardı...hehe...
Ameliyat başladıktan 20 dakika sonra bir adam çıktı içeriden...Hemen gittik yanına da, adam uyuşma daha yeni başladı, henüz ameliyata yeni başlacaka, merak etmeyin diye geliim söyledim dedi, epidural mı dedi ne dedi bilemiom...Fake olaydan sonra, bir 10 dakka daha bekledik ki, aynı adam gelip, bebeği aldık, gayet iyi gözüküyor dedi, Direkt yukarı yoğun bakıma aldıkları için bebeği göremiyoruz biz tabi...Rahatladı herkes...tabii bir de enfeksiyon riskleri var, ilk üç gün, ya da 1 hafta çok önemliymiş bebek için...Şu anda hala mücadele ediyor bebek, annesini çektiği(yoğun bakım odasında) resimler en üstte...Can bebek dayan biraz daha yavrum ya...Kıyamam sana ben...Yavrum nasıl daha doğar doğmaz o kadar kabloya bağlandın sen...en az 1 ay kalacak küvezde, göremicez biz tabii,,,annesi gğnde 2 sefer görebiliyor sadece...
Biraz rahatlamış ama tabii bebeği düşünerek gece 2 gibi eve gittik biz Yeşimle geri...Pazar sabahı geri geldik Hastaneye, benim kayınpederle kayınvalide de geldi...E tabi Yelda bi de eksik olur mu :)...Kısa bir ziyaretten sonra ayrıldı kaynanamlar, sonra özgürle nuray geldi, umutla nihal geldi....Onlar öyle baktılar...Sonra hep beraber Nişantaşına gittik gene :) Bu arada tabii Gonca gayet iyiydi çok sevindik ona...
Gene akşama kadar oralarda sürtüp bişiler yedik içtik, Sonra akşam abimlere son bir kez bakıp eve döndük...İşte akşam da kışlıkları kaldırıp yazlıkları koydum, bi sürü gereksiz don falan attım hepsini, vs vs...Şİmdi Pazartesi sabahı, abimi aradım herşey olduğu gibiymiş, hala bekleşiyoruz....Can bebek, sağlıklı olsun nütfen, bi problem çıkmasın, öpücem onu ben...Rakçı yapcam...







Neyse herkes bir müddet uyukladıktan sonra Cansal'a saldırmaya karar verdik...



Aynı esnada, yandan çarklı olmayan vapurun yanında, götümüz denize teğet, Murat,Deniz, ben, Umut:
Yaw neyse adaya indik, acımızdan ölüoz haliylen, kahvaltı yapmamışız...Aman yarabbi o ne kalabalık bütün İstanbul büyükadada sanki...Yavrum hemen iskeleden ayrılınca karşıda bi pastane var, kocaman, bahçesinede oturduk masaya güneşin altında ısındık bi güzel...Polarlarımızı çıkarttık üstümüzden...Sanırsam 6 kişi 10 menemen, 20 tost, 5 kol börei gibi bişiler yedk :) oh be! Efendim biz homur homur kavaltı yaparken, çocuk bandoları geçti, bi askeri lise bandosu geçti sonra...Kavaltıdan sonra gittik baktık meydan gibi bi yerde çalıolar hala...Modern şarkıları da caz şeklinde çalıolardı askeri amcamlar valla...Çok güzel bi 23 nisan gösterisiydi...Ahan da:.jpg)
.jpg)
Sonra dedik ki, napak? AyaYorgiye çıkcakmışlar efem...Biz bi ara Yeşimle bisiklet kiraladık ama 15 dakika sürüp vazgeçtik...Çocukları bulana kadar canımız çıktı...Güzel biryerde oturmuş Türk kayvesi içiorlardı...Biz de içtik...Bu arada Cansal Beyler aradılar efendim...O da Esinle başka bi adadaymış...Damlamak üzereyiz dediler...Onları bekledik, geldiler...Ayı Yogiye doğru yola çıktık....Resmen mahşer kalabalığı...Sanırsın Araftasın, cennet veye cehennem seçimi yapılacak insanların...Yürü de yürü, yürü de yürü, yokuş yukarı hem de...Boğazım ağrımaya başladı benim...İnanılmaz bi insan güruhu, mumlar satılıo, ipler var taa aşağıdan kiliseye kadar koparmadan uzatabilirsen duların kabul oluomuş....Hastir ordan...Bizim Cansal da tekstilci ya, acaip sağlam iplikler var dedi elimde, gelip satsam burda keşke...Kardeşim Himalaya tırmanışı gibi bir taırmanıştan sonra, Ayı yogiye çıktık...Ama ben göremedim kilise midir nedir onu...Mümkün deil girmek...Kenara çekildik erkekler olarak biz...Sigara neyin içtik...Kızlar kayboldu bi ara...Yukarıdan denizi fotoğraflamışlar....Neyse, inişe geçtik bu sefer...İnişe geçerken kümelendik herkes yanında birini almış aşağı iniyor...Ben, Umut, Murat, Deniz önden indik, aşağıda bekledik...Cansalla Esin arkamızdaydılar ama döndük baktık Cansal tek başına iniyor...Deniz dedi ki "Cansal tek gekiyor?"...Bunun üzerine Murat da günün özlü sözünü söyledi: "Esin in atı tek başına döndü! Esine bişi mi oldu acep?"...İndiğimiz meydandan büyük turla tekrar adanın iskele meydanına gitmek istedik...Yogiden nereyeee! Allam o da ayrı bi tür yürüme...Bu arada şunu da belirtmek isterim ki, abartısız 30 saniyede bir faytom mudur fayton mudur ne ondan geçio, ama foton gibi geçiolar afedersiniz...Kaç kere ezilme tehlikesi atlattık...Kaldırımlar göt kadar, hem de benim götüm kadar, Umutun ki hiç sığmıyo misal, yollar rezalet, gene devletimizin bi kurumu açmış yolun ortasını, kendine döşemesi gerekn boruları oraya döşemiş, sonra da üzerini çer çöp toprak ne bulurlarsa kapamışlar, bi asfalt dökiim de eski haline kavuşsun demek yok...Döktükleri yerlerde de logar, telefon bilimum kapak ne varsa hepsinin etrafı 20 cm derinliğinde çukur...Atları son sürat sürüyor fotoncular, ayakları içeri girse kırılır vallahi...İşte böyle, bu memlekette insan olmak da at olmak da zor tabi...Ama zengin amcamlarım yalıları, villaları felam nefisti tabi...Adadaki evlere diyecek bişi yok...Bu kadar zengin adamın yaşadığı bir yerde bile bu kadar kötü hizmet...Yani nüfuzlu olanlar bile bastırıp birşey yapamıyor demek ki...Neyse, bu kadar at olunca tabii, adanın her tarafında bi mayıs kokusu, bi tezek kokusu miiss miss....Oh! Büyük turla dönüşü tamamlayıp iskele tarafına gelince, önce bi balıkçıya oturup bilşimum ürün ve bira olayına girdik...Sonra da manyak güzel bi dondurma yapan yer vardı oraya gittik...Sonra da motorla Bostancıya geçtik...Herkes dağıldı....jpg)
.jpg)
.jpg)
