26.7.07

pardon!

Çok geç kaldım bu hafta yazmakta...Neredeyse diğer hafta oldu be...Geçen hafta cuma günü iş yerinde sandalyemde esnerken geriye doğru, "çatıırt" ve "gümbüürt" diye bir ses duydum...Salağın teki sandalyesinden düştü diye düşünürken o salağın ben olduğumu az sonra anladım...Tıpkı Şener Şen'in "Kibar Feyzo" filminin sonunda nalları dikme sahnesi gibi, ben de ayaklarımı havaya dikmişim şerefisizim...Ne olduğunu kavrayana kadar tepeme bisürü insan üşüştü, rezaletin daniskası...Birşeyim olmadığını anlayınca gözlerinden yaş gelene kadar güldüler :)...Kaza anından sonra sandalyenin hali aşağıdaki gibi :)
Neyse çanağı kurtardık ama...Cuma akşamı Alparslanlarla kave içmeye gittik...Gecenin bi yarısı işe gittim sabah 4de çıktım işten...Ertesi gün oldukça yoğun bir program içine girdik...Cumartesi sabahı havuza inip yüzdük biraz...Sonra öğleden sonra abimlere gittik annemler de ordaydı...Bişiler yedik, Can'ı sevdik...Basın yayın yasağı kalkmadı hala...Akşam ise normalde Cansal, Umut, Murat üçlüsü ve ile buluşacaktık Taksim'de...Ama Murat Bey baldızının imam nikahı olduğunu hatırlamış Mecidiyeköy'deki evlerinde...O zaman biz de Cansal'la ve Murat'la Profilo'da buluştuk...Bir saat kadar laklak ettik, Murat bir ara eve gidip imamı aradan çıkarıp geldi(hani ruhban sınıfı yoktu islamiyette?)...Deniz kardeşiyle kaldığı için gelemedi :( Deniz de iş bulmuş çok sevindim :) Neyse Umut başka arkadaşlarıyla Taksim'deydi beklemedi bizi eve gitti...Nihal gebe bu arada Umut'tan :) Umut'u görünce midesi bulanıomuş :) hehe tebrikler...Akşam İstiklal caddesi üzerinde bi yere götürdü bizi Cansal...Bir binanın en üst katı, manzara süper, club gibi bi yer...Açık hava...Ortada insanlar dans edio ve içeride birkaç tane değişik lokanta var..Biz Keyif'e gittik...Rakılı şaraplı bir yemek yedik...Murat'la Cansal'ı da çok özlemişim iyi oldu...Bu arada Esin gene Cansal'la birlikteydi, noluyor yaw :) İlerleyen vakitlerde Yeşim'le Murat durmadı oynadı, Esin de onlara katıldı, biz Cansal'la utandık oynamadık :) Gözümüz şaşı oldu dekolte kızlara bakmaktan :)



Pazar günü erkenden gidip oyumuzu kullandık...Daha sonra Yeşim'in ailesinin yanına gittik...Tatilden dönmüştü onlar da...Bu arada Gülenay da Paris'ten gezmeye gelmiş...Yeşim daha önce görmüştü ama ben de görmek istedim...O da Yeşim'in annesi gile geldi özlemişim gitçek ama gene :( Yeşim'lerdeki halimiz :)

baldız baldan tatlı :)

Vee luckyyy, tüm aile üyelerine kızıp tırmalayıp tekmeledikten sonra(nerdesiniz ulan haftalardır tribi bu) gelip kucağıma yatıp düşman çatlattı :)

Sonra Gülenay'ı alıp caddeye gittik...Mağazaların önünde perişan oldum beklemekten :) ama manzara süperdi yaw :) bi şaşılık da caddede geçirdim :) Neyse Gülenay ve Yeşim diyet yapcazzz, rejimdeyiiz gibi sloganlar atarken kendimizi İskender Kebap yerken bulduk :) hehe...Sonra Gülenay gitti :( biz de Yelda ile buluştuk ama naptık sölemem :) sır :)

Mustafa baba bol bol kebap ve lahmacun ısmarladı, hepsini yedik...Sonra evimize gittik acaip yorulmuşuz :( Seçim sonuçlarını diğer %50den biri olarak izledim...Pazartesi sabah 04'te iş yerinden aradılar problem varmış...iş yerine gittim...Panikten ötürü bu hafta pazartesi sendromu yaşamadım kısaca :)

Bu hafta içi de ev baktık gene, taktık kafayı bi yere o yüzden her akşamımız düşünmekle geçio...Bu sebeple geç kaldım yaw yazmakta :)

Hadi kalın sağlıcakla :)

16.7.07

HIBERNATING...

Çalışmak olmasa tatil diye birşeyden bahsedebilir miyiz? Edemeyiz tabii...Ancak çalışma ve tatil süreleri arasındaki adaletsizlik kaldırılırsa çok memnun olcak tüm insanlar...Mesela senede 3 hafta çalışalım, gerisi tatil olsun de mi? Tatilin de bir anlamı olsun hiç değilse :)
Efendim yukarıdaki resmin temel objeleri olarak, bir tatil yöresinde hibernate etmiş bir şekilde
duran Özgür ve ben, bir tatilin nasıl geçirilmesi gerektiğinin en güzel biçimde özetini vermişiz...
Tatil maceramızın proje süresi 6 Temmuz Cuma akşamı saat 19:00'da Pendik-Yalova feribotuna binmemizle, 15Temmuz pazar saat 14:00 de Yalova-pendik feribotuna binmemiz arasındaki vakittir efem...İsterseniz tatilin nasıl geçtiğini anlatayım...Dinleyin bakiiim..
Cuma akşamı 17:00 gibi işten Nuray'ı da alıp çıktım...Nuray'ı evine bıraktım, ben de eve gittim...Eşyaları son kez kontrol edip arabaya yükleyecektik...Yeşim herzamanki gibi geç geldi, aşağıya da geç indi, bi de çiçeği suya koymayı unutmuş onun için yukarı tekrar çıktı...Zaten ben çıkan eşyaları görünce Özgür'e Focus'la değil bir Doblo'yla gitmemiz gerektiğini söyledim ama saat 18:00 gibi Özgür'le Nuray bizi almaya geldiklerinde durumun o kadar da vahim olmadığını gördük...Bir şekilde sıkışıp saat 19:00 feribotuna yetişmek için yola çıktık...Hepimiz o kadar yoğun bir iş ortamından çıkmıştık ki ilk başta konsantre olamadık tatile...
Aşağıdaki fotoğrafta NUray ve Yeşim'i feribot kuyruğunda görüyorsunuz [Bu arada feribot biletlerini 1 hafta önce internet üzerinden almıştık...Buraya varınca kredi kartını geçirgeçten geçircez biletleri bize vercek ya... ÖzgürBey hafta içi iş gezisi için dönerken Anadolu'dan, İDO'ya telefon açıp yalova-pendik bileti almış kredi kartıyla kendisi için, Yalova'ya geldiğinde biletini almak için kartını okutunca bizim tatil biletlerini de kusmuş alet :) Önce korkarak yanlışlıkla çokfazla bilet kesildiğini düşünmüş ama gerçeği anlayınca rahatlamış tabi adamcağız :) biletler de elimizdeydi yani gittiğimizde ] Tabii buna rağmen tipik belediye organizasyon bozukluğu sonucu bir sürü insan gişelerde bekledi haybeye...

Neyse, bu bişi değil, hiç sevmediğim bi adamın adını vermişler feribota gıcık oldum...Ama en azından arabayla gemiye binerken adama biniomuş gibi düşünüp rahatladık Özgür'le :)
Velhasıl kelam işin acı tarafı, aşağıdaki resimden de anlaşılacağı üzere, feribota doğru intikal ederken, çok sevgili arkadaşım Oktay arayıp bir concurrent clusterda raw device istedi benden...Olcak iş değil...Feribotta kablosuz internet vardı, şirkete bağlandım ama kaş yapiim derken göz çıkardım, böyle kalsın dedim sonra, dönünce yarattığım problemi nasıl düzelticem onu düşünüom...Bi de feribottan indim hala arabanın önünde Nuray'ın telefonuyla
internete bağlanıp problemi çözmeye çalışıom...Bela mısın lem Oktay tatili zehir ediodun az daha :) Ama en sonunda vazgeçtik olaydan işte dönünce bakıcam oooofof...
Bu arada istikamet neresi söylemeyi unuttum...Efendim İzmir-Çandarlı-Denizköy'de bulunan muhteşem denizi ve doğası olan annemlerin yazlığına doğru gidiyoruz...Annemle babam 1 hafta boyunca bizi misafir etcekler ve çok mutlular,biz de çok mutluyuz tabii ama öyle bir misafir ettiler ki dönüşte rejime başlamaya karar verdik...O nedir göbek midir? Aşağıda yazlıkevimizin
bir resmini görebilirsiniz...Hemen onun altında da Denizköy'ün yukarıdan görünüşü...Nası ama:)


Yolda yol çalışmaları felam vardı, bir de Yörsan da durup çifk kaşerli tost yedik, bir de kızlar özdilek midir nedir oraya gidip bişiler aldılar baya vakit kaybettik...Gece 02:00 sularında eve vardık nihayet...Annemler odaları ayarlamışlar, herşeyi düşünmüşler, dolabı ağzına kadar doldurmuşlar, hatta gittik börek bile vardı mis gibi yedik, sonra da babamla annem askeri kuralları açıklayıp bizi yatırdılar :) Canlarım benim ya :)
Öyle bir yorulmuşuz ki hem o gün hem de oksijen manyaı olduğumuz için diğer günlerde de manyak gibi yattık... Alıştık lam sonradan...Her neyse, sabah kalktık, sofrada birtek kuş sütünün eksik olduğu, ballı kaymaklı nefis peynirli, sucuklu bir kahvaltı yaptık...Sonra bi de bu kahvaltıyı hergün yaptık be...OOff off nasıl yaşıcaz şimdi biz İstanbul'da bee...
Denize doğru gittik erkenden...Öğleden sonraları annem hergün azıklarımızı da getirdi pasta börek felam...Süperdi varya... Bu garip ilişkiden annemle babam çok zevk alır gibiydiler :) Akşamları da en güzel yemekleri yaptılar bize...Çok sevioz onları...
Buradan sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz...Aşağıda rakı sefasını görüyorsunuz:
Köydeki günlerimiz genelde malak gibi yatmakla, yüzmekle, yemek içmek ve sıçmakla geçti...Ve tabii bir de kütlü okey midir nedir ona bi sardık allam, kuralları ayrıca yazacağım size siz de oynayın..Özgürle ben hep sonunculuğa oynadık zati :)
Tüm site ahalisi bizimle çok ilgilendi sağolsun, ama Salim abi ve Şadi abi Satrançta Özgür'e yenilince çok bozuldular :) Ama Özgür'ün eski satranç milli takımında olduğunu öğrenince rahatladılar halilen biraz :) Buradan bizden ilgisini eksik etmeyen Salim Abi ve Hediye Teyze'ye de teşekkürü bir borç biliriz...Salim abi bizi dağdaki krakter gölüne de çıkaracaktı ama biz üşenip yan çizdik :)
Köyde aşağıda göreceğiniz üzere şapka şeklindeki şemsiyeleri kafamıza geçirdik:

Köyün ucundaki burunda tekeler gibi dağlara tırmandık:

En güzel denizlere girdik:

Akşamları babamlarla en güzel balıkları yedik:

En cici hayvanlarla oynadık:


En güzel sularla birbirimiz yıkadık:)

Ve bizim köyden sonraki sahipsiz inekli koyda, kumların güneşin ve kusursuz denizin dibine vurduk:


Eh,köy böyleydi işte...Muhteşem deniz,bol yemek bol güneş, tam bir dinginlik hali ve en önemlisi anne baba ilgisi...
Tatildeki bu süre içinde 2 kez günü birlik geziler yaptık...Bunlardan ilki Çeşme'yeydi...
Sabah erkenden yola çıkıp 2,5 saat sonra çeşmede olduk...Ilıca Aya İrini koyunda Granada Beach'e fahiş fiyata girdik ve fahiş fiyata yemek yedik ama olsun çoktemiz pırıl pırıl bir yerdi...Kendimi fahişe gibi hissediom...Çok rahatladık biz Özgür'le[bakınız ilk resim] :) Deniz de muhteşemdi valla...
Bu arada Granada da IBM'den bize desktek veren Murat arkadaşımıza rastladım çok korktu beni görünce kaçacak delik aradı :)
"Hayyyıırrr buradada mııı" diye bağırarak kaçarken görüldü en son Murat :) Şaka yaf, onunla da muhabbet ettik, akşam Alaçatıda'da karşılaştık zaten :)
Akşam yemeği için Alaçatı'ya geçtik...Kazık bir ortamda kazık olmayan bir yer bulup yemek yedik...
Alaçatıda akşam yemeği:

Nuray sarhoş olunca böyle oluyor :) Adam demişti ama Şarap biraz serttir diye :)

Kızlar gezerken ünlü sakızlı dondurmacıya gittik biz:

Bütün sokakları gezdikten sonra kızlar bir türlü alışverişten dönmüyor...Alaçatı'nın bizim ve kızların üzerinde yarattığı etki aşağıdaki gibi özetlenebilir :)



İkinci günü birlik gezimiz ise Altınoluk yakınlarındaki Güre'de bulunan US Citizen arkadaşımız Tülay ve ailesine yaptığımız ziyaretti :) Yolculuk 1,5 saat kadar sürüyor... Bir kaç haftalığına Türkiye'ye gelen Tülay soluğu hemen yazlıkta almış :) 5 kardeş olan Tülay'ın 2 erkek kardeşi evde yoktu, anne ve babasıyla muhabeet ettik :) Sonra beache gittik :) Tülay canımız bizim, Amerika'dan gelirken Yeşim'e parfüm bana da adidas kaleci eldiveni getirmiş :) Sağolsun valla :) Tülay'ı da çok sevioz teşekkür ederiz...Kızlardeşleriyle beache gittik...İşin en komik tarafı Nuray ve Özgür'le daha önce tanışmamış olmasına rağmen Tülay bizimkileri görünce, "sizi tanıyor gibiyim zaten blogdan okuya okuya" demesiydi :) ^
Tülay benim siyah noktalarımı yoldu yüzümdeki, delik deşik etti suratımı...İşte bu yüzden istemiom siyah noktalarımın çıkarılmasını...Yüzüm çukur içinde...Ben sizin siyah noktalarınıza karışıomuyum kardeşim göğsünüzdeki :)
Bu arada Özgür de kızı katakulliye getirip kendini Amerika'ya davet ettirdi :) Ağustos sonunda bir aksilik çıkmazsa biz Amerikaya Tülaycıımızın yanına gidioz:)
"Biz" derken? :))))

Bu da Feride'nin oğlu, Tülay'ın yeğeni Memoş :) bıcır bıcır :)

Akşam yemeğe kalacaktık ama babam yemek programının gerisinde kaldığımızı beyan ederek köye dönüş emri verdi :) biz de eve dönüp yemeğimizi yedik...5 dakka geç kaldık diye babam şınav cezası verdi bi de :)
Bir de bir akşam Çandarlıya gittik gezmeye...Orada türkiyenin en iyi 10 dondurmacısından biri varmış...Adını hatırlamıom şimdi... Orda yumulduk...Bira içip döndük sonra...Biraz sıkıcı bi yerdi çandarlı yaww...Çandarlı Kalesi'yle fotoğrafımız...

Bütün bunların ardından 15 temmuz pazar saat 14:00 yalova-pendik feribotuna yetişmek için sabah 6'da kalktık...Canım annem kavaltı hazırladı yine bize...07:15 civarı yola çıktık...Susurluk civarına o kadar erken vardık ki, Ulusoy mükemmel bi yer açmış iki saat orda geçirdik...Outlet center aynı zamanda...Tertemiz pırıl pırıl bir yerdi...Starbucks felam da vardı dicem ama artık heryerde onlar o yüzden çok üzerinde durmamak lazım... Yeşim'i zor çıkardık mağazalardan...
Yolun ortasında bile alışveriş yaptı be :) Özgür'ün de Yeşim'den arta kalır yanı yokmuş onu da öğrenmiş olduk:)
Sonra arabayı ben devraldım işte, Yalova'ya vardık...Mamafih daha önceden Özgür'ün annesiyle konuşmuştuk, bize mantı hazırlayacaktı...Direkt oraya gittik, 15:15 gibi, Özgür'ün annesi de, tıpkı benim annemin acımadığı gibi, kimseye acımadı...Yeter arkadaş, anne baba terörüne son! Midemiz iki katına çıktı yaw, neyse süperdi mantı ellerinize sağlık...Sonra Özgürler bizi eve bıraktılar eşyalarımızı yüklenip
yukarı çıkardık...Kirlileri ayırdık makinaya attık ilk partiyi, sonra migros alışverişi...
10 torbayla yorgun argın eve döndük...Yeşim'in her nedense gene açlıktan gözü döndüğü için
hamburger aldık...Çizburger yapıo şu anda yeşim, beni çaarıo hazırmış yemek :)

Uzun lafın kısası, bu muhteşem tatil için anne ve babama tekrar binlerce kez teşekkür ederim...
İşe dönmek istemiyorum ben yaaa :( Bühüüü :(

Tatile çıkmam lazım en kısa zamanda :)
Hadi Kalın Sağlıcakla!

6.7.07

HİÇ UĞRAŞAMICAM SİZİNLE!

Çok geç kaldım bu hafta yazmakta ancak bi sürü işim var iş yerinde acayip yoğunum ayrıca bu akşam tatile çıkıyorum o yüzden hiç uğraşamicam sizinle yazıp gidiom hızlı hızlı...Geçen hafta hatırlamıom naptığımızı...Cumartesi Dileklerle buluşup Kentplus'ta ev baktık öğleden sonra, akşam da bize oturmaya geldiler, Selin'le oynadım ben... sabahtan öğlene kadar da özgür'le düzenleme yaptık vs...Pazar sabah işim vardı karşıya geçtim, sonra geri geldim Kızıltan'a şarkı söylettik...Pazar akşamı abimlere gittik, Can eve çıktı hafta içi, uzaktan izledik...Minicik bişi ay yerim ben onu...Hafta içi de tatil hazırlıkları, Yeşim'in palet sorunsalı, iş yoğunluğu gibi şeylerle boğuştum...Annemle babamın yazlığına gidiyoruz bu akşam Nuray, Özgür, Ben, Yeşim...Arabaya atliip gidicez...İzmir - Çandarlı- Denizköy...
kendinize iyi bakın...Hala yapcak çok işim var...Efendim? Gittik tabi CarpeNotte'ye hem de kaç kere :)Aa Cuma akşamı Die Hard 4.0'a gittik çok eğlenceliydi bi de



25.6.07

ERİDİK BE!

Ulem bu ne sıcak... Vıcık vıcık bi hayat yaşamaya başladık...Küresel ıkınma dedikleri şey bu olsa gerek...Neysem, bu hafta içi bayaa yoğun geçti, salı akşamı Kerem ve Merve ile Ataşehirde Barnies midir nedir o kayfecide buluşup bol bol laklak ettik, Keremle karşılıklı küfür edip gökdelenlerden dünyaya tükürdük :P ne demekse...şayze! :) ehe...Her ikisi de çok iyiler selamları var :>


Çarşamba akşamı iş yerimden arkadaşım Ersin(ki Yeşim'in akrabası olur kendileri) ve eşi Esra oturmaya geldiler bize...Adeta hamam sefası gibi oldu o kadar sıcaktı ki hava...Ersinler de çocukları Tuna'yı yazlığa annelerinin yanına bırakmışlar, o heyecanla sağa sola gezmeye gidiolardı ki, bize de uğradılar :) Neyse Ersinle şirketi çekiştirip pançik punçik ettik, kaynaştık diyelim hep beraber...

Perşembe akşamı inanmazsınız Özgür ve Nuray'la Carpe notte' ye gittik :) Yeşim gitar kursunu iptal ettirmiş bizimle gelebilmek için :)


Cuma akşamı Yeşim'in iş yerinden arkadaşları Özlem-Kürşat(geçen haftadan biliyorsunuz) ve Dilek-Hakan çifti ve bu çiftten olma Selin kızımızla buluştuk...Yeşim'in kucağından indirmediği bu çok sevimli, şeker ve akıllı bıdığın fotoğrafına da bakın...Sizi gidi sizi...Fenerbahçe Gloria Jeans'teytik bu arada...Hehe, dönüşte Özgürlerle buluştuk yalnız gene gecenin bi yarısı...Biz ayrılamayız heralde...Özgürlere gidip klimalı ortamda tv izledik...

Gelelim Cumartesi'ye...Efendiim, naptık lem Cumartesi, hmmm, Yeşim'e de soramam şimdi gitar çalışıo kafamı kırar valla...Alla alla naptık yaaw? Heee, havuza girdik kavaltıdan sonra, sezonu açtım sonunda, Tabii Yeşim çoktan açtığı için sezonu marsık gibi kendisi, bense ezine peyniri tadındayım...Neyse az yüzüp bol bol kitap okudum...3 saat sonra çıktım zati...Eve gittik...Sonra daaa, sonra daaa, allam hatırlamıom be yaa.. :( hee, kanyona gidip abimlerle buluştuk, hatırladım...Gezdik dolaştık, çok dertliler :( Can bebek hala yoğun bakımdaydı, biberon emerken hala yoruluomuş :( Sonra akşam oturmaya gittik abimlere, sonra da evimize tapii...Canlarım benim...Kanyonda midilliler vardı, ay çok tatlıylardı çok bee :)

Gelelim Pazar'aaa...Kızıltan arkadaşımızı yeni vokalistimiz olarak denemek üzere gidip Küçükyalı'dan aldık...Yalnız Kızıltan'ı beklerken belediyenin astığı bez afişlerden birini görüp dumur olduk Özgür'le...Aynen şöyle diyodu:"Tekerlekli sandalyesiz vatandaşımız kalmasın"...Bu be şimdi yaa :)
Sonra Kızıltan'ı aldık, gelip bizim orda börekçide kavaltı yaptık...Sonra arkadaşı kayda aldık...Yani sessiz bi arkadaşımız Kızıltan, o sesler ondan nasıl çıktı anlamadık yaw, Kızıltan bu ne? insan dinlicek bunu :) Walla süperdi sesi, kendisi de bizimle çalışmak istiyor sanırım, aramıza hoşgeldin diyorum o zaman...Sonra da biz Özgür ve Nuray'la Carpe notteye gittik püfül püfül, Yeşim gelmedi zira kayınvalidelerle havuza giriodu...Ben de hayin kayınvelet olarak Özgürlerle başbaşa kalınca az daha ev aliodum heyecandan...Emlakçıları falan dolaştım 2+1 evi nasıl 3+1 yapabilirim diye...Öğrendim ki hayat boşmuş...1 oda için 100 bilyar fazla para veriosun...Deli para :)
Efendim sonra eve gittik çay neyin içtik kayınvalidelerle, sonra onlar gitti, biz de Nuray ben Özgür Yeşim çıkıp kave içtik Barnies de desem inanır mısınız :) Valla...
Bugün Pazartesi, şu anda saat 23:24, bu akşam Özgür gelip bi takım kayıt problemlerimi halletti, Yeshimy bize yemek yaptı, sonra gene kave içmeye gittik Barnies'e :) Şu anda Yeşim kendi kendine "si-do arası niye yarım ses de, do -re arası tam ses, biz kimiz?" diye felsefi bir tartışmaya girmiş durumda...
Annemlerden haber aldıydık, Tepe mobilya gene ertelemiş mobilyalarını getirmeyi...Kötünüzde tepsin...
Günün en güzel haberi, Can bebek normal odaya çıkarılmış...Annesiyle kalıyor artık...Bir kaç güne hastaneden çıkmasını bekliyoruz...Annesi babası kızıo resim koyamiom artık :( Onun yerine Gonca'yla abimin resmini koyuyom...Hadi bana eywallah, soğuk bi duş alıp yatiim :)

18.6.07

YIRTTIK!

Ule, Çarşamba günü doktorum aradı.."Sen şimdi kafana takarsın ariim" dedi...Temizmiş sonuçlar...Oh be rahatladım..."Cumartesi gel" dedi....Gelmem mi!
Efem, Cuma akşamı Yeşim'in iş yerinden arkadaşı Özlem ve eşi Kürşat ile Suadiye'de buluştuk...Kızların ısrarı üzerine vapiano mudur ne zıkkımdır oraya gittik...Hiç sevmiyorum orayı şerefsizim...Sebzeli pizza yiyesim tuttu bi de midem bulundu bitirince...Yuh olsun...Sıfır, sıfır, sıfır...Üzerine D&R gittik, kitap cd felam neyin aldık...Sonra da Dallmayr mıdır nedir oraya gidip kave içtik, piyano çalıp şarkı sölüyodu bi amca çok hoş...Arkadaşlarla muhabbeti iyice sarıp sonra da 11 gibi evlerimize dönük..."Hayvan Mezarlığı" filmini arkadaşım Kürşat'a ithaf ediyorum...Nedenini sormayın :)
Cumartesi sabah erkenden, annemlerin geçen hafta bize haber vermeden taşındıkları Soyak Olimpiakentteki evlerine gittik...Tepe mobilya sağolsun getirmemiş mobilyaları vaktinde, daha 15 gün öyle eşyasız oturacaklar...Tepe tepe kullanın...Ufak plastik bir masada kahvaltımızı tamamladık, laklak ettik, babamın babalar gününü kutladım...Zaten notebook'umu vermiş olduğum için babam hediye istemiodu...Ordan da saat 1 gibi kalkıp Bakırköy'deki doktoruma gittik...Dikişlerim alındı...Rahatladım...
Sonra Umut'ların evine gittik...Umut ve Nihal le laklak ettik bu sefer de...Nihal bir akrabasının sünnetine mi ne gitti, Umut da Nihal dönene kadar bizimle Bakırköy'e çıktı...Önce kızların pantalonları vardı tamiratçıya verdik...Sonra bilimum markaların ihraç fazlası mallarını satan bi dükkana girip capri aldık kendimize Yeşim'le...İkisi de aynı :) hehe...Onlarla dolaştık bütün gün...Sonra Carousel'e gittik, yeşim babasına bir tişört annesine de başka bir hediye aldı...Annesinin doğumgünüyle babalar günü aynı güle denk geliomuş sanırsam...Mamafih, Kayınvalideler Akçakocaya mı ne kaçmışlar, Pazar evde olmicaklarmış...Biz de bugün gidicez(pazartesi)...Neysem starfucks'da kave içtik....Sonra Nihal eve gelmiş aradı bizi...Eve gidip Nihal'i de aldık ve Ortaköy'e gittik...Elektrikler yoktu Ortaköy'de...Köfte yedik sonra bişiler mi içtik ne hatırlamıom....Park yeri ararken Umut tartışmış bi adamlarla...Burdan adamlara lanetimi yolluyorum...Tez zamanda geberin...
Akşam eve döndük, acaip maynak gibi yorgunum bu aralar, uyuyom yetmio...
Pazar sabah kahvaltıdan sonra Ozzy'yi aradım...Aynen şöyle dedi: "Walla ben de sabah İlber kahvaltı hazırlarken Volkan nabio acaba diye düşündüm, yumurtayı görünce aklımdan çıkmışsın"...Buyur!..Saol be :)
Yeşim havuza indi, ben evde kitap okumaya başladım ki Özgür aradı, biraz naz etsem de, bana yemek ısmarlıcaklarını söliince hemen gittim :) Özgür, ben Nuray carpenotteye gittik...Dışarda oturduk walla püfür püfür esiodu...Sonra eve döndük..Yeşim'i de alıp Natilusa gittik, dolaştık yedik içtik, biz Özgür'le nolcak bu grubun hali diye konuştuk...Kormusicband gibi taş düşsün kafana...Tatil planları yaptık ne gusel...Sonra akşam oldu şehrimdeeeee, penceremdeee kuşlaaaar göründüüüüüü!

14.6.07

PETER STRAUB - YİTİK OĞLAN YİTİK KIZ - GECE ODASINDA!

Kitapları biraz ihmal ettim...Borbardımana tutmak istiyorum sizi biraz...Gotik korku romanlarının ustası Peter Straub'un ikilemesi ve bizi ikilemde bırakması ile karşı karşıyayız...Yeni kitaplar değil bunlar ancak çok eski de sayılmazlar...İşin ilginç yanı, serinin ilk kitabı olan "Yitik Oğlan, Yitik Kız"ın (lost boy lost girl) 2003, "Gece Odasında"nın (In the night room) ise 2004 yılında, arka arkaya "Bram Stoker Ödülü"ne layık görülmesi...Kitapların konularını internette veya kitapçılarda kitabın arkasına bakarak bulabilirsiniz...Kitaplar hakkında yorumlarımın içeriği genelde konusunu anlatarak olmuyor benim maalesef...Daha çok kurgu/örgü/dil üzerinde durmak istiyorum...O yüzden daha çok "hikayelere" değil, "hikayelerin nasıl işlendiği"yle ilgili yazacağım...Hikaye kısmı çok keyfidir bütün kitaplarda...
Her iki kitabı da aynı başlık altında değerlendirmemin sebebi, ikisinin de benim açımdan çok yeni ve son derece hoşuma giden birer kurguya sahip olması...Internetteki yorumlara bir göz attığınızda genelde dudak bükülen kitaplar olduğunu görebilirsiniz...Ancak benim için son yıllarda okuduğum nadir kitaplardan biriydi...Pardon ikisi...İki kitabın da baş kahramanı ünlü bir korku romanı yazarı(Tim Underhill)...İlk kitapta iliklerimize kadar hissettiğimiz karanlık hissi, ikinci kitapta kendini başka biçimlere sokarak ve Tim Underhill'in ilk hikayeyi romanlaştırıken, mutlu olmak adına büktüğü gerçeğin düzeltilmesi adıyla hayatına karışan kendi roman karakterleriyle daha da derin bir hal alıyor...
Çoğu zaman karşılaşma imkanı bulamayacağınız bir kurguyla yazılmış iki kitap da, zaman zaman ileri, zaman zaman geri ve zaman zaman da Tim Underhill'in günlüğüne uğrayarak hazmetmesi zor ama bir o kadar da keyifli bir tad bırakıyor insanda...
Şunu hemen belirtmek istiyorum ki, öyle aman aman altınıza zıçırtcak korku öğeleri ve hikaye parçaları yok romanlarda...Yazarın asıl başarısı, atmosfer yaratmadaki becerisinden kaynaklanıyor...Yani karanlık ve içinden gelecekler bu kadar güzel tasvir edilir, gizem baştan beri belli olsa da, bu kadar gizemli anlatılabilir... Yazar kasvet betimlemesine girdiğinde, gerçekten üzerinize bir kasvet düşüyor sanıyorsunuz...
Abartısız söylüyorum, yukarıdakilere ek olarak, yazarın dili en yüksek edebi düzeyde...Bu kurgu ve bu dille Peter Straub daha dünyevi romanlar yazsaydı kesin çoktan klasikleşmiş bir yazar olmuştu...Kitabın içindeki tasvirler, metaforlar, temalar o kadar iyi ki, yukarıda dediğim gibi, her satırını zevk alarak, sindirerek okumaya çalışıyorsunuz ve bu da kitapları normal okuyuş sürenizden 2 kat daha yavaş okumanıza sebep oluyor...Bütün ağır romanlarda olduğu gibi...
İlk kitabın sonunda bütün gizemi anlayıp olayı bitirdik sanıyoruz, ancak 2. kitap bizi tam 180 derece döndürerek, roman içinde roman, roman içinde hayat veya hayat içinde roman ikilemleriyle başbaşa bırakıyor...
Sözün kısası, hem gizemli hem de edebi örgüsü ağır basan kitap arıyorsanız bu ikisi tam size göre...Sindire sindire okuyun...
İlk kitapla ilgili bir dip not: İlk kitabın sonuna doğru, Tim Underhill bir web sitesine girmek zorunda kalıyor...Siz de onunla birlikte girin....

12.6.07

YORUMSUZ!

.
.
.
Sent at 10:13 AM on Thursday
Atil: olm gitmem daha karlıysa giderim nolcek
kalırsa kalsın ak
dün varupa yakasını izledim
1-2 aydır gitar çalmıorum
çok mutluum
oh be dünya varmış

Kerem: görüşme bağımlısı oldun korkarım

Atil: ne görüşmesi, aman gitar çalıcam stersi yok, aman şarkı yapiim stresi yok
oh be gidiom kitap okuom karımla konuşuom tv izliom arkadaşlarla buluşuom
kafam rahat ak

Kerem: kolay yolu seçmişsin

Atil: satiim en iyisi bütün aletleri :))
zikiim kolay yolu 32 yaşındaym :)

Kerem: alırım

Atil: maynak :)= merve BİİİİP soksun sonra hepsini senin :P

Kerem: sonra sen pişman olunca geri satarım

Atil: faiş fiyata :)

Kerem: 32 yaşında adam huy değiştirir mi

Atil: emanetçi gibi bişi :)

Kerem: ölene kadar debelencez

Atil: bi mok olduğu yok ki

Kerem: satriani geliyomuş

Atil: hayır becerebilsem gam yemicem :)

Kerem: kaçırıp dövelim

Atil: 32 yaşında hala beceremiince

Kerem: ibret olsun

Atil: souyo insan be :)
dövelim tapi

Kerem: kimse iyi çalmaya özenmesin

Atil: hatta 3-5 parçaya bölelim

Kerem: kötü çalmak prim yapsın

Atil: sat - rii- aa-- ni
4 parça iidir

Kerem: :))

Atil: :)kulağını keser kolye yaparaız
korkma lamşaka yaptım :)

Kerem: parmaklarını keseriz

Atil: eet

Kerem: naparız bilmiyom

Atil: kendimize taktırırız sonra

Sent at 11:03 AM on Thursday

Atil: uff pufbiraz zor oldu ama taşıdım

Kerem: yeni yerdemisin

Atil: yok yaw çuvalı taşıdım
çok ağırdı içindeki
seni bekliorum o zaman

Kerem: bana mı taşıtcen

Atil: yok olm dövmicek miydik adamı kaçırıp
getirdim satrianiyi işte
dövmek için seni bekliom
beraber dalarız

Kerem: haftaya gelcek diye biliyom
yannış adamı kaçırmış olmayasın

Atil: önceden gelmiş istanbulu gezmeye
yok yok
eline gitar verdim
kesin satriani
sonra gitarı aldım
kafasına geçirdim

Kerem: gitar teliyle boğ
sonra o teli tekrar gitara tak

Atil: piki parmaklarını da gitar teliyle kesiim di mi
kalın mi ile boğarım
ince mi ile de
parmakları keserim

Kerem: evet akan kanı da klavyeye sür
tremolo barı da sok bi tarafına

Atil: katil kerem yaziim kanla klavyeye:)

Kerem: bu vahşet karşısında herkes şok olcak
ve anlaşılamayacak sebebi

Atil: yok yaw katil seteve vai :)yazarız

Kerem: ehehe

Atil: onu da aradan çıakrırız

Kerem: ondan da kurtulmuş oluruz

Atil: tutuklansın ipne
assınlar

Kerem: mapusta çalar artık
blues felan

Atil: malmsteene bişi yapmaya gerek yok zira allahından bulmuş zaten
bir türk kızıyla evli:P

Kerem: vah yazık
asım can gündüz de kayınçosudur

Atil: ehehune geyik çevirdik gene be
hadi görüşürüz

Kerem: tmm
by