20.5.07

SEN DE Mİ BRÜTÜS!

Evet sayın okuyucular, yani kankalarım :) bir haftayı daha geride bırakırken, önemli, fiziksel ve de duygusal olaylar yaşamış bulunuyoruz. İş yerindeki sıkıcı bir hafta sonunda, canım kankam, üniversiteden arkadaşım, ve 7 yıldır aynı grupta çalıştığım, yandaki resimde harfiyat kamyonu şeklinde göreceğiniz(ki kendisinin normal tipi budur :) Alparslan, Cuma günü iş yerindeki son gününü yaşadı ve gitti...Dışarıda sık sık görüşüyoruz ama insan gene de tuhaf oluyo :( Kendisine yeni iş hayatında başarılar, yeni çalışma arkadaşlarına da sabırlar diliyorum..Yalnız mıyım :(
Bu, haftanın duygusal olayıydı...Aslında daha duygusal olanı bu ay da zam alamayacak olduğumuzu öğrenmiş olmam oldu ama neyse...1,5 sene oldu be...

Fiziksel olaya geçince, sıkı durun, halı saha maçına çıktım arkadaşlar...Evet, yanlış duymadınız, halı saha maçı...Özgür'ün Siemens'ten arkadaşlarıyla, Kartal Aydos tepelerinde halı sahaya gittik perşembe günü...Benim gibi spor düşmanı bi adam, aniden ve de ısınmadan maç ederse nolur...İnim inim inler...1 sene önce aynı ekiple gene maç yapmıştıl Siemens'in kendi tesislerinde, devam edicez dedik, gittim o zaman süper bir halı saha ayakkabısı ve Real Madrid forması aldım...1 senedir yepisyeni duruyorlardı hepsi :) Kullanma fırsatım oldu...Ancak Real Madrid formasının önünde Siemens logosu vardır biliyorsunuz...Ben o formayla Siemens'lilerin arasında tek Siemens yazılı adam olunca komik oldu tabiii...Daha komiği ise kalede 13 gol yemem, sadece kalede olmama rağmen nefes nefese kalmam ve hala acıdan inim inim inlemem...Pis sigara...Neyse kaleden aldığım bir topu alıp gidip gol bile attım...Maç 13-13 bitti ve daha çok langırt şeklindeydi...Herkes çakılı, sanki birileri langırt oynuyo biz de oyuncularız :) Nefesimiz yetmiyo kardisim :) Bu arada bacak arasından yediğim gole, aynı şekilde karşılık veren Özgür arkadaşıma teşekkür ederim...Namusumu kurtardın :)

Neyse, maçtan sonra hemen yandaki kır lokantasına gidip pide lahmacun yumulduk...Süperdi bee...Pazartesi gene maç edicez...Bu acıyla nasıl olacaksa...Zaten inleyerek oturup kalkıyorum kaç gündür millet ya sapık sanıodur ya da basurum var sanıyodur...Hehe...

Eefendim, hafta içi babama vereceğim eski notebook'umu da Türkçeleştirip bir kenara ayırdım...Yeni Tonelab'ımla oynadım biraz...Yeşim'e gitar çalıştırdım...Cuma akşamı da Özgür ve Nuray'la Carpe Notte'ye gittik, yemek yedik, lak lak ettik eve döndük...Yeşim'le LOST 3. sezon 9-10-11-12. bölümleri izledik...Gene sardı fena walla...Cumartesi günü evde oturduk..Öğleden sonra Cadde'ye gidip geçen hafta nişanlamış olduğumuz Taşkın ve Tuba'yla buluştuk...Uzun bir laklakdan sonra Taşkın'ın ablası Aslı ve eşi kocası Evren'in evine gittik...Yelda da vardı...Bi çocuk vardı ona ödevi için heykel falan yaptılar...Orda da muhabbet edip bira neyin içildi...Sonra çıkıp evlere gittik...Yelda da bizimle geldi, gece bizde kaldı, niye pekii? niye? yaa, çünkü Pazar günü Polenezköy'e gitcez pikniğe kankalarla...Yuppii....

Geldi mi Pazar? Geldi! Nuray'ın işi olduğu için yoktu, Özgür geldi bizi aldı, çocuklarla Polenezköy'de buluşacaktık...Komik bir şekilde Cansal ve Umut'un arabaları arka arkaya denk gelmiş Polenezköy'e yaklaşırken...Biz de aksi istikamete dönüp beklemeye koyulduk bu 2 arabayı...İki araba da bizi gördüler yanımızdan geçerken, biz de U çakıp peşlerine düştük, amma velhasıl giderken baktım bunlar gene aksi istikamette yanımızdan geçiyor, biz U çakarken onlar da U çakmış, dönüp duruyoruz :) Neyse kavuştuk en sonunda...Önce kahvaltı mı yürüyüş mü tartışmasını Umut'la Nihal 2'ye karşı 8 oyla kazandı :)Bilmem anlatabildim mi :) Neyse yürüyüş yoluna geçtik, aksi gibi o gün, 2.polenezköy dağ bisikleti yarışması var...Ormanın içinde ürkünç bir vaziyette garip köprülerden geçerek gidiyoruz, ama bir yandan da arkadan hızla gelen bisiklet sürücüleri "çekiliiiin" diye bağırınca kenara çekiliyoruz...parkur 5 km...açız ve yürüyoruz ve bisikletlerle uğraşıyoruz...Bi çocuk düşmüş çok fena yaralanmıştı...Özgür telsizle yardım bulmaya çalıştı ama olmadı...Neyse çocuğa su, mendil verdik...Yanımızda normal yürüyüş parkurunda eşlik ettik..Murat çok yardımseverdir...Çocuğun bisikletini de sürükledi yanında...Neyse parkur bitti...Tam kahvaltı edeceğimiz yere çıktık...Ama tapi arabalar düz yoldan 1,5 km uzaktaydı :) Neyse almadık arabaları tabii...Açlıktan gözümüz dönmüş...Doğrudan POLİNA'ya girdik(saat 11:30 felam)...Bizi girişte bir papağan karşıladı...



Ve fekat o kadar kalabalıktı ki dışarısı, mümkün değil bir yer bulmak...Bi ara hakketten düşünmedim deil papağanı :) Adamlar hamaklarda bekleyin dedi, gittik, sonra da vazgeçtik, kapalı alan konusunda bir kişiyi ikna ettikten sonra kapalı kısma girdik...Kapatmış gibi olduk lam orayı çok güzel oldu...Neyse, acımızdan ölüyoruz, kahvaltı söyledik...Aman yarabbi, çeşit çeşit reçeller, kızarmış ekmekler, peynirler, sucuklar yumurtalar, demli çaylar...Var ya, nasıl yedik anlatamam, allayim gene gidecem :(

İnanılmazı başarıp Polina'nın stoklarını bitirdikten sonra, rahatlamış ve de gevşemiş ve de hamağı gelmiş kimseler olarak hamak kısmına geçtik...Ohh be...Çok büyük bi bahçesi var ya oranın...Önce bir kır masasında oturup Türk Kahvelerimizi içtik...Sonra da gene lak lak felam tapi, herkesten önce Özgür gidip bir hamağa yerleşti...Zamanla hepimiz yerleştik tapii :) Özgür hamakta yatarken kendini sallamak için bir teknik bulmuş onu gösterip durdu bize...Gırç gırç herkesi sinir etti...Bi de hepimizin hamaklarını azami süratle sallayıp kaçtı...Yaramaz çocuk...Hamak çok güzel biş lam :)

Neyse herkes bir müddet uyukladıktan sonra Cansal'a saldırmaya karar verdik...



Hamaklarda değiş tokuşlar yapıldı, herkes hamaklarda yatarak muhabbet etti, tekrar şekerlemeler, saldırılar ve geyikler yapıldı tapi :) biz uyurken fotomuzu da çekmişler:



Yaw neyse, 3 saat kadar hamaklarda geçirdikten sonra, kalkıp evlerimize gidelim dedik, ama bi köfte muhabbeti çıktı kardeşim...Mis gibi mangal fırsatı var...Ona da tamam dedik, tamam ulam...Önce 1 kilo, daha sonra 1 kilo daha, kardeşim süperdi var ya...Tokuz diyen herkes yedi, Yelda da yedi valla yedi :) Mangal muhabbeti çok guseldi ya :)


İştee böyleee...Böyle güzel bir akşamdan sonra, evlerimize çekildik...Şu anda Yelda, Karayip Korsanları 2'nin dvd'sini izliyor evde...Haftaya Cuma 3.cüsü vizyona girecek süper be...Daha 2.cisini izlememiş...Bu yazıları yazarken arada bir bakıyorum...Süper ya 2.cisi de :)

Bir gelişme olursa eklerim...Hadi kalın sağlıcakla...Haftaya hamama mı gitsem yaw? :)

15.5.07

TUBE TONE, TUBE POWER!

Hehe, caktim en sonunda VOX Tonelab LE'yi...Ama geçen hafta baya yoğun geçti...İsterseniz genel olarak hepsine değineyim... Hafta başı Amerikan Konsolosluğunda randevumuz vardı vize için...Pazartesi sabahı 10.30 da olmasına rağmen randevumuz erkenden kalkıp yollara düştük Yeniköy'de kahvaltı yapabilmek için...Bu arada Yeşim'in iş yerinde acil işi vardı, haftasonu halledemedi çünkü iş yerine giriş yetkisi yok..Hafta içi sabah da en erken 7 de girebiliyor iş yerine...Oh be ne güzel işe bak...Amma velhasıl iş yerinden verilen notebook'ta internete erişebilme yetkisi neyin olsaydı gitmeden de halledebilirdik ama neyse, o yasak bu yasak...İş yerinin önünde Yeşim'i bekledim, 15 dakikada işlerini halletti geldi...Neyse az da olsa bir trafiğe yakalanarak geçtik karşıya...Daha sonra Yeniköy'deki Emek Kafe'de denize nazır bir kahvaltı yaptık şöyle ballı kaymaklı, menemen peynir felam allam azım sulandı gene...Neyse kalktık gittik vaktimiz gelince, kapıda Yeşim'in resmini beğenmediler, hemen yolun karşısında şipşak çektirip geri geldik...İçeride işimiz çok kısa sürdü, nerdeyse bir sandık dolusu belge hazırlamıştım, davetiyeme bile bakmadılar..."You guys are ok!" dedi adam yolladı bizi...Alla alla...Neyse Çarşamba günü geldi pasaportlarımız almışız 10'ar yıllık ikimiz de...

Cuma akşamı Yeşim annesinin resim sergisine gitti...Ben üşendim Özgürlerle takıldım...Cumartesi sabah erkenden Taksim Tünele gidip aylardır çıkmasını beklediğim VOX'ub yeni tüplü prosesörü TONELAB LE'yi aldım...Oh be...Rocktron'um tapi daha süper ama o da MARSHALL JCM600'üm gibi Özgür'ün stüdyoya gitti, zira evim çok ufak yer yok...

Ama bugün salı, hala şööle dooru dürüst kurcalayabilmiş değilim...Yeşim işyerindeki klasik gitar kursuna yazıldı ama 5 hafta geriden :) onu yetiştirmeye çalışıyorum :) Daha nota okumadan nothing else mattersi calçakmış :) uraşıoz bakalım ama çok yetenekli...



He işte, Cumartesi karşıay geçip aldık Tonelab'ı...Ordan da Kağıthane'ye Cansal'ın depoya gittik...Bize bilimum kamuflaj elbisesi, tişört, don, atlet verdikten sonra bir de Urfadan diye bir yerde kebap ısmarladı...Sağolsun arkadaşım...

Köprüyü geçmek çok zor oldu geri dönerken, Özgür de sağolsun :) Cumartesi akşamı Yeşim'in kuzeni Tuba'nın nişanı vardı...Taşkın'la nişanladık sonunda...Büyükler için yapılan şeyler ya bunlar...Zor ve de gereksiz oldu çocuklar için :) Neyse mutluluklar diliyorum...Soldan sağa Yeşim, Taşkın, Tuba, ben, Yelda...




Pazar günü ise anneler günüydü biliyorsunuz...Annemlere gittik, abimler de ordaydı, kahvaltı yaptık...Annemin de anneler gününün burdan bir daha kutluyorum tarihe not düşmek için....İyi ki varsın...

Öğleden sonra da caddeye falan gittik işte, arabamı yıkattım, eski notebookumu babama vercem Türkçe işletim sistemi ve uygulamalar kurmaya başladım...Hadi hayırlısı...

Ööle işte, gidip Yeşim'i çalıştırmam lazım...Kızıyo dövüyo sonra....

9.5.07

BEYNELMINEL!

Hemen söliiim, örümcek adam-3'e Cuma akşamı hemen damladık...Aksiyon sahneleri müthiş, duygusal sahneler çok gereksiz, neyse, kum adamın oluşum sahnesi çok guseldi yaw...Cumartesi gunu akşama kadar evdeydim...Cansal uğradı bana bir ara...Laklak ettik...Daha sonra Taksim'e geçtik Yeşim'le...Citibank İngiltere'den bir arkadaşı var Yeşim'in...Kocasını da alıp haftasonu Istanbul'u gezmeye gelmişler...Mamafih, kiz ispanyol, cocuk Yunanli...her ikisi de 4'er dil biliyolar felam...Neyse...
Cristina ve Yanis arkadaşlarımızla Taksim'de, Hacı Abdullah'da Osmanlı yemekleri yedik...Daha sonra da Ortaköye geçtik...Gece 2'ye kadar beraberdik, Sultanahmet'teki otellerine de bıraktık akşam...Çok şeker ve samimi insanlar, yemegin hesabını ödemek istedilerse de ben müsade etmeyip kendim ödedim, Yarın öbürgün İngiltere'ye felam gideriz di mi :) Detaylardan biri, o akşam BJK-FB maçı oluşuydu, tam maç bittiğinde Taksim'den Ortaköy'e gidesimiz geldi...Stadın ordan geçemeyeceğimize göre, ben de Kasımpaşa'dan çevreyoluna çıkıp ordan Mecidiyeköy'den sonra yapılan yeni sapaktan bastım Ortaköy'e, bomboştu şerefsizim yol...Ortaköy'de arabayı park edip inince bi sokak köpeği geldi, Yanis ben korkarım dedi uzaklaştı köpekten ancak köpek onu takip edip durdu yaw, hatta gittik bişiler içtik tabi bi yerlerde, gecenin ilerleyen saatlerinde arabaya dönerken bu köpek gene Yanis'in peşine takıldı...Alla alla...
Neyse, bol bol sohbet ettik, Yanis'le ben Türk-Yunan-AB ilişkileri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri vs üzerine konuştuk...Öğrendim ki bütün yemek isimlerimiz aynıymış...Bizim Avrupa'dan çok sizinle ortak yönümüz var dedi...Neyse yaw, iyi oldu, tanıştık sohbet ettik, çok iyi insanlardı...
Pazar günü de ööyle bir caddeye falan indik...Tolga ve Meltem'le buluştuk...Laklak ettik arkadaşlarımızla...Onun dışında öyle işte...


2.5.07

RESİM YOK RESİM!

Bu hafta fotoğraf makinamı hep unuttum...O yüzden fotoğraf çekemedim haliylen...Ancak Cansal ve Umut arkadaşlarımız sağolsunlar bi sürü fotoğraf çektiler ama hiçbirini göndermediler...O yüzden böyle fotoğrafsız bir haftasonu anlatacağım...Daha sonradan gönderirlerse eklerim...
Neyse, Cuma günü PAN'ın labirent'ini izledim...Sanki birbiriyle alakasız iki film var gibiydi...Pan'ı çıkarıp, Panlı kısımla başka, Pansız kısımla başka bi film çekilse daha güzel olurmuş...Etkileyiciydi gene de..."Panlı mı olacak pansız mı" tartışmasına burda son veriyorum...Daha sonra Taksim'de Yeşim'in iş arkadaşlarıyla önce Odakule'deki The Marmara'nın çatısına çıktık...Manzara varmış süper...Herkes ayıldı bayıldı ama pek ööle hoşuma gitmedi benim...Gıcığım bu hafta...Sonra da fasıla gittik, Odakule'den İstiklal'e çıkıp hemen sağ, sonra tekrar sağ, ara sokak, adını hatırlmadığım bi yer...Garibaldi garibaldi...Hatırladım...ÖÖle aman aman bişi yoktu orda da...Muhabbet ettik...
Cumartesi sabahtan, karşıya geçtim, yanlış yol tercihleriyle trafikte kalıp bir çileye çevirdim herşeyi...Umut'un evine gittim...Umut evde yoktu Nihal vardı...Sonra Murat'la Deniz geldiler, Deniz ve Nihal ayrılıp Florya'daki bir kadınlar hamamına gittiler...Biz de Umut'un dönmesini bekledik, hepiberaber Bakırköy'deki hamama gitmek için...Umut gelmeden annesi geldi, bizi bi güzel sorguya çekti, tenhada kıstırıp :) Neyse, Umut geldi, hamama gittik, Cansal'la buluştuk...Hamam sefası bildiğiniz gibi...Daha önceden yazmıştım...Memleketi falan kurtardık konuşurken...
Daha sonra çıktık, herkes Umut'un evinde buluşup Kanatçı Haydara gitcez...Yeşim arabayla gelirken 3 kere kayboldu...En nihayetinde buluşup, uzunca bir yol tepip gittik Kanatçı Haydar'a...Mahmutbey'de...Herkes inim inim inlio kanatçı haydar diye, nedir bu dedim, bildiğiniz kanatçı...Beyaz yakalı hastalığı...Bi daha da hayatta gitmem yolum düşmedikçe...Neyse, ordan da çıkıp, Murat'ın doğumgünü için Mecidiyeköy'e gittik, Murat'ların evine...Amma velakin Profilo'nun arkasında kalan bu mahalde, alabildiğince dik yokuşlarda ve dar sokaklarda yer bulamadık..En sonunda yan olarak Yeşim'in C2'sini bi yere 45 derece açıyla eğik duracak şekilde sıkıştırdık...Umut önce arbasını oraya bıraktı, sonra devrileceğini düşünüp bi otoparka aldı arabayı...Murat'ın evinde gayet laklak ve kahkaha vardı, d.günü pastasını kesip yedik...Çok güldük, ama muhabbetleri anlatamicam şimdi, ürolog-hasta ilişkisine dair anılar diim ben siz anlayın...Murat'a hediyesini gündüzden vermiştim ben zaten, Puma'dan şıpıdık terlik aldım...Ayak numarasını daha önceden Deniz'e açıp sormuştum...Geceden sonra arabamızın yerinde olduğuna sevinip eve döndük Yeşim'le...
Pazar sabahı 12 ye doğru kalktık...Normal planım, karfurda saç traşı, migros alışverişi, ve Nuray'a d.günü hediyesi almak şeklindeydi...Ama bunun yerine Özgür'ler arayınca Fenerbahçe'ye gittik...Kahvaltı yaptık...Sonra kızlar sahilde yürüyelim dediler, Özgür'le ben Goldpc ye kaçtık...Özgür az daha pahalı robotlardan alıodu engel oldum...Ama bi ups aldı...Ben de yeni toshiba notbukuma ram arıyorum kardeşim...Neyse alıcam yakında...Geri dönüp kızlarla Suadiye'de buluştuk...Onları alıp Ataşehir'e geçtik...Köşebaşında çök güzel pide yedik...Sonra pasta aldık...Sonra da topluca Migros alışverişi...Özgürler bizi eve bıraktı, malzemeleri buzdolabına yerleştirip Özgür'lere gittik...Nuray'ın da doğumgününü kendi aramızda pasta keserek kutladık...Foto gene yok tabi...Sonra da eve gittik işte bu kadar...
Bu arada dün 1 Mayıs'tı...Yeşim'i de işe bırakıp kendi işime gelmem gerekti...Toplam'da 7,5 km ve çoğu ara sokak olan bu yolu, alakasız bir şekilde 1 saatte almama sebep olan tüm yetkililerin 1 Mayıs bayramını kutlarım...İşçiden korkan adamın şeriatından daha bi çok korkmak lazım...
Cumhuriyet Miting'ine katılmadım ama kalbim onlarlaydı...
Neyse, bu vesileyle Murat ve Nuray arkadaşlarımızın doğumgünlerini tekrar kutlarım...
1 Mayıs'ı da, Cumhuriyeti de kutlarım...Sağlıcakla kalın...

Hiçbir iyi inkılap, hakikati görenler dışında ekseriyetin reyine müracaatla yapılamaz. -Atatürk

EDIT: bi kaç foto geldi






23.4.07

ESİN'İN ATI YALNIZ GELİO? BİŞİ Mİ OLDU ACEP?

3 günlük tatil! Gitmedik bi yere cimriliğim yüzünden...Ama acaip eğlendik...Şahsen ben...21-22-23 nisan üçlemesi...Ve şahsen, azuma zuçayum...

21.04.07:Geç uyanıp güzel bi kahvaltı yaptık...Gazete falan okuduk...Öğleden sonra abimle Gonca geldi...Modoko'ya bebek odası bakmaya gittik...Korktuğum kadar çok gezmeden olayı bağladılar...Bu arada ben de gitmişken bizim mobilyaları yapan, zamanla muhabbetimiz mobilya muhabbetini geçen Alper arkadaşımıza uğrayıp, kafama inip şişiren yatakbaşını, derisi yırtılan sandalyeyi ve geçen sene göndermeyi unuttukları komidin üstü rafları betimleyerek muhabbete kaldığım yerden devam edeyim dedim...Abimler de olayı bağladıktan sonra Alper'in mekanı LOUNGE'a geldiler ve muhabbete onlar da katıldı...Türk kahvemizi falan da içtik...Daha sonra abimlerle bizim eve geldik...Kızlar nefis yemekler yaptılar yediler ben yemedim, çünkü modokoda koca bi dürümü götürmüştüm...Yemekten sonra caddeye gittik, yürüdük, kahve içtik dondurma yedik felam...Sonra da evlere...Zıbarıp yatımışım...Ertesi gün Kerem ile Merve'yle buluşacağız...
22.04.07:Sabah Kerem'den gelen mesajla dünyam karardı :) Merve çalışmak zorunda kaldığı için akşam 18:30 civarı buluşabileceklerini söylüyordu...Kankalarımın hepsi de LES'e girmiş ter döküyorlardı o sırada...Ne yapsamdı acaba? Ben de Yeşim'in de yardımıyla kankalarımın eşlerini aradım...Öğleden sonra sınav bitince Taksim'de buluşma kararı verdirdim...Kerem'e de akşama doğru konuşalım, 7 gibi döneriz biz takılırız dedim Anadolu Yakasında...O da biz de gelebiliriz Taksim'e dedi...Akşama doğru netleştirmek üzere kapadık telefonu....Daha sonra geçen sefer yazdığım trafik rezaletine takılmamak için tarihin en salak kararını verip arabayı Üsküdar'a parkedip,ordan Kabataş'a motor, ordan da finiküler sistemle Taksim'e çıkayım dedim...Yeşim öyle bir yere parkettirdi ki arabayı, 15 dakka yürümek zorunda kaldık motorlara kadar...O da değil, ne güzel yürüyorduk sahilden, sahil bitti birden, marmaray inşaatının etrafından arabalarla ve yayalarla çarpışa çarpışa ve ben bilimum bildiğim ayıp sözleri sarfederken, gittik...Yani bu kadar mı insanını düşünmeyen bir zihniyet olabilir...İcraatları sadece icraat yapmış olmak için yapıyorlar...Marmaray sizin bi tarafınıza girsin...Doğru dürüst Otopark yok, aracımızı bırakmak istiyoruz yakınında, medeni ülkeleredeki gibi, deniz yolundan gidicez ya, nah sana...Neyse Kadir Topbaş'ın ve bu bağlamda İstanbul'da gelmiş geçmiş belediye başkanlığı yapan tüm şahsiyetleri saygıyla anıyorum...Anırıyorum hatta...Sonra motorla karşıya geçip finikülerle Taksim'e çıktık...At arabanı, taksiye bin olsun diyorum sloganım...1 sati geçti gene Taksim'e varmamız...Taksim'de önce Umut ve Nihal'le buluştuk, bikaç saat sonra da Murat ve Deniz geldi, orda burda oturduk, laklak ettik, kızlar bir ara pasajın birine girip kendilerine ucuza eşofman falan aldılar...Cansal Bey yazlıktaymış teşrif edemediler...Bu işler sürerlen Kerem Bey mesaj attı biz de Taksim'e gelioz dedi, yemek sinema falan yaparız ayağına...PİA'da otururken biz, geldiler Merve ile...Arkadaşlar tanıştı, Merveler tavuklu salata yerken, benimkiler Kerem'i görüp "aa sen o blogdaki çocuksun Barcelona'da paelaya ekmek banıp yiyen" dediler...Kerem deşifre oldu...Sonra Muratlar evlerine gittiler, Umutlar da bir müddet sonra kalktılar...Biz ne yazık ki gitmeye değer bir film bulamadık...Kerem'lere gittik :) Bizi Üsküdar'a kadar bıraktılar sağolsunlar arabamızı almamız için...Bir nevi bizi almaya gelmiş oldular yaw :) Keremlerde Dejavu filmini izledik, güzeldi baya, bi de anlasam :P Arkadaşlarmıza iyi geceler diyip evlerinden ayrıldık...Gece 1'de fealm yattık eve gidip...
23.04.07:Ah ulan Kadir Topbaş....O Bostancı'nın hali ne öyle...1 sene oldu lam...İnsan utanır biraz...Adalara gidişte de, adalardan dönüşte de, Bostancıyı Boktancı haline getirmiş oldukları için burnumuzdan geldi herşey gene...Neyse anlatmicam yeter artik ya...Güzel şeylerden bahsedelim:
Saat 10:30 civarı yanılmıyorsam Umut, Nihal, Murat, Deniz ile Bostancı iskelesinde buluştuk...Efendim herkeslerde eşofmanlar aman aman güneş gözlükler...Biniverdik oradan motorlardan birine, sabah ayazında, adaya doğru yola çıktık...Götümüz mü dondu a.k:Karelere başlıyıyorum:
Komançiii!!!!Nihal ve Yeşim seyrülsefer halinde, saçlarımız uçuşsun afedersin...

Aynı esnada, yandan çarklı olmayan vapurun yanında, götümüz denize teğet, Murat,Deniz, ben, Umut:Yaw neyse adaya indik, acımızdan ölüoz haliylen, kahvaltı yapmamışız...Aman yarabbi o ne kalabalık bütün İstanbul büyükadada sanki...Yavrum hemen iskeleden ayrılınca karşıda bi pastane var, kocaman, bahçesinede oturduk masaya güneşin altında ısındık bi güzel...Polarlarımızı çıkarttık üstümüzden...Sanırsam 6 kişi 10 menemen, 20 tost, 5 kol börei gibi bişiler yedk :) oh be! Efendim biz homur homur kavaltı yaparken, çocuk bandoları geçti, bi askeri lise bandosu geçti sonra...Kavaltıdan sonra gittik baktık meydan gibi bi yerde çalıolar hala...Modern şarkıları da caz şeklinde çalıolardı askeri amcamlar valla...Çok güzel bi 23 nisan gösterisiydi...Ahan da:


Sonra dedik ki, napak? AyaYorgiye çıkcakmışlar efem...Biz bi ara Yeşimle bisiklet kiraladık ama 15 dakika sürüp vazgeçtik...Çocukları bulana kadar canımız çıktı...Güzel biryerde oturmuş Türk kayvesi içiorlardı...Biz de içtik...Bu arada Cansal Beyler aradılar efendim...O da Esinle başka bi adadaymış...Damlamak üzereyiz dediler...Onları bekledik, geldiler...Ayı Yogiye doğru yola çıktık....Resmen mahşer kalabalığı...Sanırsın Araftasın, cennet veye cehennem seçimi yapılacak insanların...Yürü de yürü, yürü de yürü, yokuş yukarı hem de...Boğazım ağrımaya başladı benim...İnanılmaz bi insan güruhu, mumlar satılıo, ipler var taa aşağıdan kiliseye kadar koparmadan uzatabilirsen duların kabul oluomuş....Hastir ordan...Bizim Cansal da tekstilci ya, acaip sağlam iplikler var dedi elimde, gelip satsam burda keşke...Kardeşim Himalaya tırmanışı gibi bir taırmanıştan sonra, Ayı yogiye çıktık...Ama ben göremedim kilise midir nedir onu...Mümkün deil girmek...Kenara çekildik erkekler olarak biz...Sigara neyin içtik...Kızlar kayboldu bi ara...Yukarıdan denizi fotoğraflamışlar....Neyse, inişe geçtik bu sefer...İnişe geçerken kümelendik herkes yanında birini almış aşağı iniyor...Ben, Umut, Murat, Deniz önden indik, aşağıda bekledik...Cansalla Esin arkamızdaydılar ama döndük baktık Cansal tek başına iniyor...Deniz dedi ki "Cansal tek gekiyor?"...Bunun üzerine Murat da günün özlü sözünü söyledi: "Esin in atı tek başına döndü! Esine bişi mi oldu acep?"...İndiğimiz meydandan büyük turla tekrar adanın iskele meydanına gitmek istedik...Yogiden nereyeee! Allam o da ayrı bi tür yürüme...Bu arada şunu da belirtmek isterim ki, abartısız 30 saniyede bir faytom mudur fayton mudur ne ondan geçio, ama foton gibi geçiolar afedersiniz...Kaç kere ezilme tehlikesi atlattık...Kaldırımlar göt kadar, hem de benim götüm kadar, Umutun ki hiç sığmıyo misal, yollar rezalet, gene devletimizin bi kurumu açmış yolun ortasını, kendine döşemesi gerekn boruları oraya döşemiş, sonra da üzerini çer çöp toprak ne bulurlarsa kapamışlar, bi asfalt dökiim de eski haline kavuşsun demek yok...Döktükleri yerlerde de logar, telefon bilimum kapak ne varsa hepsinin etrafı 20 cm derinliğinde çukur...Atları son sürat sürüyor fotoncular, ayakları içeri girse kırılır vallahi...İşte böyle, bu memlekette insan olmak da at olmak da zor tabi...Ama zengin amcamlarım yalıları, villaları felam nefisti tabi...Adadaki evlere diyecek bişi yok...Bu kadar zengin adamın yaşadığı bir yerde bile bu kadar kötü hizmet...Yani nüfuzlu olanlar bile bastırıp birşey yapamıyor demek ki...Neyse, bu kadar at olunca tabii, adanın her tarafında bi mayıs kokusu, bi tezek kokusu miiss miss....Oh! Büyük turla dönüşü tamamlayıp iskele tarafına gelince, önce bi balıkçıya oturup bilşimum ürün ve bira olayına girdik...Sonra da manyak güzel bi dondurma yapan yer vardı oraya gittik...Sonra da motorla Bostancıya geçtik...Herkes dağıldı...

9.4.07

MiDE FESATI!

Evvet, nerde kalmıştık! Varya, Cuma akşamı yemeğe çıktık Yeşim'le...Ataşehir'de CARPE Notte midir CARPE diem midir nedir oraya gittik işte...Özgür yoktu, ama Nuray'ı aldık giderken...Bunlar bi bıdı bıdı allam yaylım ateşi ününde buldum kendimi....Neyse ki ligtv vardı Galatasaray'ın maçı varmış onu izledim orda...Hayır efendim GSli değilim de mevzu o değil...Neyse Cuma bööle geçti...Cumartesi sabahtan temizlik işlerine verdim kendimi...Sonra Taksim' e gittim gene mahşerin dört atlısıyla buluşmaya...saat tam 12:40 da evden çıktık...Birinci köprüye gittim, kilit, 2ye saptım, orası da kilit, Kasımpaşa da kilit, Yeşim'i Nişantaşı'na bıraktım bir de...Sonra arabayı Tüyap otoparkına bıraktım, ki 2 saati aşmıştı yola çıkalı...Gece arabayı almaya gittiğimde ise şok oldum...Daha önce hiç başıma gelmemişti ilk defa karşılaştım...Gündüzden de kalabalık otopark...Bütün arabaların önüne arkasına araba almışlar, anahtarlarını da almışlar milletin...İki saat benim arabanın önündeki arabayı çektirmek için görevli aradık...Neyse çektiler sonunda...Ayıp ama ya...Koskoca kapalı otopark, bunlar da başlamışlar anahtarla araba almaya...Gözünüz doysun be...Yuh diorum başka birşey diemiyorum kimseyle mücadele edecek halimiz yok heralde, bizler zavallı vatandaşlarız, sürekli ve de sürekli hakları gaspedilen...Neyse, sokiim otoparkına da trafiğine de...Anca sinirlenediğimizle kalırız bu memlekette...Demem o ki, kankalarım da herzamanki gibi geç geldiler buluşmaya...Toplamda birkaç saat içinde, sakat midemle yediklerim "1,5 pilav üstü döner, ökküzz gibi italyan dondurması, gloria jeans'te bol kahve ve su, üzerine başka bi yerde 2 bira ve 1 çuval fıstık, bi de üstüne gene başka bi yerde bol acılı kokoreç ve ayran" çaktımmıdı...Eve zor attım kendimi...Hayır otoparkta görevliyi beklerken, "sıçarım böyle otoparkın içine" diyip sıççaktım ama, son anda çıkartabildik arabayı...O da değil, dedim ben kesin köprü trafiğinde zıççam...Hayret bi şekilde, dönüş yolunda bomboştu köprü, 20 dakikada evde oldum...Anlamak mümkün değil bu İstanbul'u, ama anladım ben sonra, tüm İstanbul ahalisi tüyap otoparkında olduğu için yollar bomboştu...Neyse, eve gittim, midem karnım nasıl aarıo, uyuyamıorum, acaip de yorgunum...Evin içinde dolaşıp duruom olmuo, otuurom olmuo, uzanıom olmuo...Zıçtım bi kaç kez, çok moktan bi konu biliorum ama, neyse ağrılar hafifler gibi oldu, sızmışım gece 2,5 da...Ammmaa, saat 4,5 gibi bir mide bulantısı ile uyandım...Midem bulandı ama ben gene zıçtım...Bi tur attım evde, geçmio bi türlü...Kesin kusacam belli, gidip dişlerimi fırçaladım...Kusmuğa ayıp olmasın diye...Bi kaç tur daha attım, sonra aniden tuvalete koşup, capon çizgifilmlerindeki karakterler gibi, ağlarlar ya hane, işte ööle kesintisiz, giderek genişleyen bi şekille çıkardım midemdekileri...Ohh be, bi uyumuşum sonra öğlene kadar...Ertesi gün, Pazar, evden dışarı çıkmadım şerefisizim..."Parti Hayvanları" adlı animasyonu izledim...Bir kitap bitirdim...Kahvlatı, yemek herşey evde...TVye de baktım...Yan gelip yattım süperdi süper...Sonra da kalktım işe geldim işte...

Cumartesi kankalarla buluşup konuştuğumuz başlıklar...

1) Umut, Pazartesi başlayacağı yeni işine siyah önlükle mi, mavi önlükle mi gitsin? Beslenme çantasını kim hazırlıcak? İçinde ne olsun? Nihal mi Umut'u döver, yoksa Umut mu Nihal'den dayak yer?

2) Cansal'la ortak iş yapmak için sermaya bulabilir miyiz? Cansal'ın yeni alacağı ev nerden olsun? Cansal sinir bozucu bi şekilde nie bekar hala? Ellere var da bize yok mi?

3) Murat Amerika'ya yerleşsin mi? Yerleşmeyen top olsun mu? Deniz işi bırakıp ev kadını olsun mu? Araba Murat'a şart mı?

4) Volkan iş değiştirsin mi, yoksa yaz sonunu mu beklesin...Tatil vakti geldi lam?

Sonra bi aralar, Nihal'le Yeşim geldi, Murat gitti, ööle bi müddet daha muhabeet sonra herkes evine hadi bakiim...

Efendim, bu buluşmanın fotoları ilginç olsun istedik biraz...Zaten bu lavukların her hafta fotolarını koyuyom...Bu sefer Murat'ın cep telefonuyla bööle template mi ne koymuşlar, işte onun üzerine poz verdik hepimiz...Varsayın ki, karakola düştük...Hadi şimdilik hoşçakalın...

UMUT: İnanamıyorum ya, içerideyim, bu gerçek olamaz, Nihal çok kızcak...Dondum kaldım bööle...




VOLKAN: Hah, sıçtık...Altıma zıçmak üzereyim, ve hatta...oh!




CANSAL: İçerde olsam da zenginim, avukatlarım var lam benim bi sürü...Sakin olun yaw...Hiç deilse kafamı dinlicem oh be!


MURAT: Çıkarın beni burdan, karımı özledim...Ben Amerikan vatandaşıyım!

2.4.07

Bir devrin sonu!

Cuma akşamı karıma dışarıda yemek ısmarladım...Sonra da migrostan alışveriş yaptık...Nasıl konuya girdim dank die di mi...Huyum kurusun...Aslında böyle değildir huyum...Bilemem, bilmek istemiyorum...Cuma akşamı eve döndüm ööle, Cumartesi evden dışarı adımımı atmadım...TV izledim, gitar çal(maya çalış)dım...Olmuo işte kabiliyet yok annadım ben onu...Olsun kendime çalmanın ne sakıncası var...Akşam Keremle Aslı, pardon Merve geldi...Beraber akşam yemeği yedik..Yeşim çok güzel yapmıştı walla yemeği...Helal olsun...Kerem 2 tabak yedi, tokmuş ondan...Yoksa devam edecekti :) meyve tatlı ne varsa yedi süpürdü, oh afiet olsun tosunum benim :) Öyle havadan, sudan, topraktan ve tahtadan konuştuk...İade-i ziyaret olayı...Sonra pazar da çıkmadım bi yere...Bi tek akşama doğru natilusa çıakrdı beni yeşim zorla...Dışarı çıkınca gün ışığından etkilenip "kııhh" diye bi ses çıkardım...Vampir miyim neyim anlamadım ki...Bi kahve içip tatlı yedik, eve geri döndük sonra...O kadar fazla bi olay yok...Bu hafta içi Salı Kerem'in iş yerindeki son günü...Ne diim...Bir devrin sonu...Tek tek devriliyor asırlık çınarlar...Bir devrin sonu...Anladın sen onu :) Gittiğin yağmurla gel Kerem, böylesi daha güzel :)