20.9.07

HOMORİKA 7 - NEWARNEYORK

Cuma günü ayrı takılalım dedik bir müddet, ama takıldık mı hatırlamıyom...Sabah en sonunda B&H Photovideo'ya http://www.bhphotovideo.com/ uğrama kararı verdim, zira Kerem kankamın objektif siparişi vardı(ne zaman alıcan lam onu benden kero?)...Neyse hesapta Yeşim kafasına göre takılırken, ben b&h, guitar center ve çizgiromancı yapıcaktım, ama öyle olmadı...B&H bizim otelin 100 metre gerisindeydi, çok gusel...Oraya doğru yöneldik sabah, Tam karşısına geldik bi baktık aa, bi kafe gibi bi yer var, nemrut resimleri felam var, dedik ki kesin türk bunlar, girdik içeri Türklermiş hakketten...Şööle güzel bi sahanda yumurta felam yaptılar bize...Karnımızı da doyurmuş olduk bööylece(Bu arada söylemeyi unutum, hafta içi bir gün biz b&h'in yerine bakmaya gitmiştik...Çünkü c.tesi kapalı alet :)= )...Yahudi amcamların hepsi, zaten gitmeden de tahmin etmiştim, internet siteleri bile kapanıo lam arada bir bayramlardan ötürü...Neyse girerken çantamızı bıraktık vestiyere...Her taraffa takkeli yahudiler çalışıo(ne deniosa artık o kafalarındakine)...Off, süper bi yer var ya, herşey var, delirecem, herşeyi almak istiyorum ama daha önceden amazondan Tülay'a söylemiştim herşeyi, burdan alsan tax olayı felam olcak...Peki Kerem neden Tülay'a yollamadı? Çünkü emin olamamış direkt takılıo mu kameraya diye bu lens...Yazdırdı bana, panasonic gs800 mü 500 mü ne, gittim kalabalığın içinde adamın tekini buldum, sordum, adam stoklara baktı, işte bunlar bunlar modeller dedi, ama elimizde bi tek bu var dedi, "eee dedim, panasonic gs500'e takılıo mu" diye sordum, "e ona göre baktım" bilgisayardan...Ben de dedim ki "tamam da araya başka bir aparat gerekmio mu yanee, arkadaşım benden paranoyaktır bak, kankamı zarara uğratmiim" dedim, o da "Sanmıom" dedi..."E açıp bakalım bi aynı modelden, takmaya çalışalım" didim, "olmas" dedi, "eski model o, açıkta yok, kutu açamayız"...Alla alla...Bu arada bunların şefi midir nedir gene takkeli bi amca geldi, yeşim ve benle muhabbet etmeye başladı, oo hayatını anlattı adam, istanbul çok güzel dedi, en iyi yatırım Türkiye'ymiş dedi bu aralar, ne iş yapıorsunuz dedi, her cümlenin arasına yeşim'in ne kadar güzel olduğunu ekledi lavuk, çocukla gelin dedi seneye vs vs...Bayaa bi de onunla muhabbet ediom arada...Neyse Kerem'i aradım ben de, açmıo telefonunu, mesaj attim dönmüo, ben de Merve'yi arayıp onun üzerinden ulaştım Kerem'e..."bööle bööle dio bu adam aliim mi" dedim, "NEEEE DUYAMIOM" die bağırdı Kerem..
-"Ulam 250 YTL'ye felam gelio söylediğin şey aliim mi?
-"EEE OLUYO MUYMUS?"
-"ÖÖÖLE DİO ADAM"
-"AL"
dedi ve kapattı...Kapattı kapatmasına da, ben gene de bu satıcıya güvenmedim, içime bi kuşku düştü, gidiim bi daha konuşiim dedim şu adamla, gittim şööle güzelcene bi kızla ilgilenio, ben de yanındaki görevliye gittim...Dedim ki, "bak kardeş, yandaki arkadaş benim için bi lens hazır etmişti, onu ver de bana, ama emin olamadım ben olur mu olmaz mı diye"...Adam dedi ki "which model?"..."Höff" dedim, "panasonic gs500"..."Aha lam" dedi bana yandaki kızı gösterip..."Aaa" dedim, "bu mu panasonic gs500, şimdi bu lens buna girer mi?"..."O deil lam maynak, elindeki kameradan bahsediom" diye reply etti bana adamcaiz...Aa baktım, kız elinde Kerem'inkinden tutuyo(kamerasından :)), aynısı, üstelik geniş açı lens alıo, bi tane de ona vermek üzerelermiş aynı benim istediğim lensten...Kızı işgillendirip denettirdim orda, girdi...Ben de verdim parasını gönül rahatlığıyla :) Lensin parasını...Ee, işte bööle, sonra baktım Yeşim mesaj atmış, seni bulamadım otele gidiom diye, kaybolmuşuz orda, ben de otele döniim dedim, bizim otele kampanya yapmışlar, bu bh güzel bi çanta verdi hediye olarak, ama onu Rhode Island'da bırakmak zorunda kaldım yer kalmadı abicim :) Zaten nerden alışveriş yapsan bi çanta hediye ediyolar...Neyse otele gittim, sıçtım falan, Yeşim'le kuzeye doğru yürüyüşe çıktık...Yolda yürürken aşağıdaki otoparkı gördüm...alla alla?...Sonra esas hedefimiz olan Flatron District'e doğru yola çıktık...Esas benim hedefim orayı da geçip Guitar Center'a gitmek...(bu arada Tülay'la da konuşuyoruz, o akşam gelecekler ya Newyork'a yupiii :))Neyse, kuzeye doğru çıkarken, Madison parkına ve Flatron ditricteki(yazamiom bi türlü düzeltmekten vazgeçtim) o şekilsiz ensiz binaya kavuştuk...Adı ne bilmiom, oraya anca onu sığdırmışlar, herkes fotosunu çekio, aşağıda park ve yamuk binanın resimleri...Sonra arada bi sürü shop var Kuzeye doğru yol almaya devam ederken, hepsinin önünde durduk, yeşim içeri girdi çıkmadı, o sırada benim kafamda "hayat ne kadar boş, kapının önünü tut da arkaya koş volkan" konulu saçma sapan bekleme şarkıları geldi...Neyse en iyisi, bi vitamin shop'a girdik, sevgili annelerimiz için herbiri 360 adet kapsül ihtiva eden 4 adet kemik erimesine karşı ilaç aldık...2şer adet herkese...2 sene kullanabilirler...Burda 160 lık mı ne kutusu 150-200 ytl arası...biz 360 lıga 50 dolar verdik...Süper iş...Annemlere yarasın da...Hediye ettik canımız annelerimize canım heralde, öyle bakmayın hain evlatmışım gibi, hesabınızı bilin diye söylüyorum...Neysem, en sonunda Guitar Center'a duhul olduk efem...Çok güzel bi yer, içeride kalsan kalırsın yane, çıkmazsın, çok istediğim bi gitar vardı, ama taşıyamayacağım için memlekete almadım :( bi dahakine :( "bu o mu?" dedim, "hee" didi...snif :( Bu o: http://www.guitarcenter.com/shop/product/Fender-American-Special-Mahogany-HSS-Stratocaster-Electric-Guitar?full_sku=511165%2e837Sonra kendime LYNYRYD SKYNYRD instructional dvd'si, guitar center tişörtü, ve 10 takım tel ihtiva eden bi kutu aldım...Bu kutu 30$ lam...bi takım tel 3$'a gelio kafayı yicem...Soyuluoz resmen burda...Kerem geçen sene talan etmiş burayı, ben pek bişi yapmadım ama...Neyse, yeşim de gezmeye gitti başka mağazalara zaten, sonra buluştuk dışarıda...Otele doğru uygun adım ilerledik, yüklerimizi bıraktık otele, bu arada yolda dönerken bi yemek yedik, yeşim haritayı kaybetti, vs vs de etraf haritadan geçilmio zaten...Tülay da aradı 20:30 gibi AliBaba kebapcisinda bulusuoz dedi...supeeeerrrr...Bu sefer Yeşim'le ayrıldık, ben çizgiromancıya gittim, o güneye doğru inip crysler building ve rockefeller center taraflarına gitti...Çizgi romancıda eksik kara kule sayımı buldum aldım rahatladım...1 saat gezdim içeriyi Murat olsa ne güzel anlatırdı bunlar ne diye dedim içimden...İçeri bir Japon kız girdi bi ara, üzerinde pek bişey yoktu, birden ahalinin ilgisi çizgiromanlardan bu kamikazeye kaydı...Anam zor attım kendimi dışarı...Birinin elinden bi kaza çıkacaktı az daha :) Sonra Yeşim'in yanına gideyim dedim, gittim Rockefeller centerı buldum, zor da olsa buluştuk yeşimle...ikimiz de ayrı kapılarında duruyormuşuz :) kave felam içtik işte, gezinip durduk, sonra Otele doğru geri dönüşe geçtik...Otelde medeni ihtiyaçlarımızı gördükten sonra, Ali Baba'ya doğru yola çıktık...Yürüdük yürüdük yürüdük ve Ali Baba'ya geldik sonunda...Tülayla Pedo daha gelmemişti, biz de içeri girip oturduk, en sonunda arkadaşlarımıza kavuşacak olmanın verdiği heyecanla içimiz içimize sığmıyordu, arkadaşsız olmak kötü bişi lam, o an duygulanıp ailemi ve kankalarımı da özledim yaw, seni de özledim Kaya üzülme :P...Eh, en sonunda, aylarca süren planlama ve yazışmadan sonra, Yeşim'in 5 yıldır beceremediği, Tülay'la Newyork'ta buluşma olayını gerçekleştirdik...Canımız Tülay'ımızz kapıdan içeri giriverdiii :) Pedo arabayı parketmekle meşgulmüş, sarıldık koklaştık Tülay'ımızla, gurbet ellerde viiiy viiiy :) Bu arada biz zaten hergün tülay'la konuşuyorduk Amerika'ya geldiğimizden beri, sonra çok girdiğini farkedip vazgeçtik uzun konuşmaktan, ama fatura geldi biraz önce, giren girmiş :) Daha neler girecek gelecek günlerde okumaya devam edin beni :) Pedo da az sonra olaya dahil oldu, daha çok resmi bir tokalaşma yaşadık, elin amerikalı erkeğini öpecek halim yok ya :) Sonra özlem giderme içerikli uzun bir muhabbet, çok güzel şişler, mezeler yedik, neler yaptığımızın ve neler yapacağımızın bir özeti, mutlu bir 1 hafta daha beklentisi konuları kapandıktan sonra, yemeği de bir güzel Tülay'lara ısmarlatıp oradan ayrıldık :)[yerim sizi ben ]...Senede bi gün gelio buraya Tülay, ama herkesi tanıo :) Çok cana yakındır Tülay'ımız...Aşağıdaki foto çok iyi değil kusura bakmayın, son kötü fotomuz, sonra düzelcek söz :) vee böylece başladı işte Amerika gezimizin 2. fazı...Dışarı çıkıp arabayı aldık, çok yorgunuz hepimiz, Aslında tuly'ler perşembe gelecekti ama o patronu yok mu o patronu...ahh...bi elime geçirsem...Neyse yaw, diom ki, Pedo aldı arabayı, anında kaybolduk, 2 km yukarıdaki otele gidecez, yanlışlıkla NewJersey'e giden Tünele girdik, döndük sonra Tünel bitince, durduk yerde 10$ harcamış olduk :) Sonra bi şekilde otelin oraya geldik, yakında bi otoparka bıraktık arabayı geceliği 30$'dan anlaşarak...Gece dolaşalım dediler, ama yorgunduk, hem de otele check-in yaptırmaları gerekiyodu, zira ben sabahtan gidip geç gelcek arkadaşlar, odayı vermeyin demiştim resepsiyondakilere...Ammma ,sanırım vermişler birine odayı, hiç çaktırmıolar, Tulilere aynı fiyata suit oda verdiler...Amanın, bi gittik, çift banyolu, salonu olan kocaman bi yer...Off be...Bize verseydiniz ya şunu bi haftalığına, 1 gececik kalcek şı kızcaız :) O da onun iyilik şansı...Neyse odada laklak ettik, ben ısrarla Rhode Island'a gidelim ev ortamını çok özledim dedim, farketmez dediler, ama yeşim henüz manhattan'da Tulay ile dolaşmadığı için kabul etmedi...yarın gidelim olduk o zaman da...E iyi, helalleşip odamıza geçtik, sabah erken kalkacaz, ama saat gecenin 1'i zaten...Pedo çoktaaan sızmış...Odada valizlerimizi yerleştirdik...Bayaa bi geç yattık ama herşeyi hazır ettim...Zıbar Zıbar yattık sonra....7.kez...bakalım neler yaşayacaktık lawton ailesiyle ileride? Hı? Arkası yarın...

19.9.07

HOMORİKA 6 - NEWARNEYORK

Perşembe günüüü, sabah kalkıp penn station'ın ordaki starbucks'ta kahvaltı ettik...O günkü planımız Soho ve Trebica'mıdır nedir o bölgeleri gezmek...Lüks yerler buralar...Lüx mağazalar var ve herşey acaip pahalı...Tabii sokaklar temiz, sakin, fazla insan yok...Bölgede dolaştık işte...Metro'yla Franlik Street'e gidip yukarı çıkınca o bölge oralar...Singer'in mi ne binası varı yanlış hatırlamıosam...Neyse biz binalara baktık, mağazalara girdik, Yeşim ilk defa bişi almadı hehe :)Sokaklarda özgürce dolaştık...

Sonra bir italyan kafesine girdik...Kafe, kafes değil...Portakal suyu içip pasta yedik, ancak içeride Türk müziği çalıyodu, belli ki karışık bi kaset, Sezen Aksu, Göksel felam...Sorduk nedir diye, bilmiom dedi kasiyer kız...Neyse midemiz bayram ettikten sonra, dolaşıp durduk gene amaçsızca...Günlerdir biriken yorgunluk beni pörtletti, akşam Times square'e döndük...Şuursuzca dolaştık oralarda, Planet Holywood'a girdik ama yemek yemedik...Gezdik sergilenen malzemeleri...Filmlerde kullanılan gerçek malzemeler...Mesela "Brave Heart"da Mel Gibson'ın kullandığı kıloç kalkan takımı gibi...Aşağıdaki fotolarda(iyi çıkmamış kusura bakmayın), Mister Spak'ın kulaklarını, ve 9buçuk hafta filminde Kim Bassinger'in giyip giyip çıkarttığı iç çamaşırları görüyorsunuz...

Ondan sonra otele gittik, daha erkendi vakit, ama ben bi daha dışarı çıkamadım...Çizgi Roman okurken uyumuşum...Yeşim çıkıp dolaşmış 2 saat daha, sonra bana yemek getirmiş, uyandırdı, yemek yedim, tekrar yattım...Ohhh be...Zıbar 6...

18.9.07

HOMORİKA 5 - NEWARNEYORK

Çarşamba sabahı tam gaz işkenceye devam...Hemen starbucks'ta geleneksel amerikan kahvaltısını yaptıktan sonra, metro'ya atlayıp South Ferry feribot durağına doğru yol aldık...Dikkat edin, ilgili metronun sadece ilk 5 vagonu South Ferry'ye gidiyor...Bir duraktan sonra sanırım gerisini bırakıyorlar başka bir mantık bulamadım ben bu işte :)...Efendim indik metrodan, son durak, hemen Finacial District'in yanı...Feribot iskelesine gittik...Staten Island Feribotuna bineceğiz...Bu feribot beleş, ve güney manhhattını denizden görüyorsunuz...Sonra Staten Island'da inip tekrar feribota binip Mnahattan'daki South Ferry durağına geri dönüyorsunuz...Burada maksat denizden şöyle bir Manhattan'ı görmek...Statue of Liberty'nin de yanından geçiyor...Dışarıdan çok güzel gözüküyor Manhattan, doğruya doğru...Feribotta çekilmiş iki adet foto emirlerinize amadedir efem...

South Ferry terminalinde indikten sonra, orası zaten Financial Strict bölgesi diye geçiyor, Wall Street de ufak ufak yürümeye başladık...Böyle meydan gibi bi yer vardı, Mcdonaldsdan yemeğimizi alıp bizde taşlara oturup herkes gibi yedik yemeğimizi...Öğle tatiliydi, bütün iş merkezleri boşalmıştı dışarı...Ne gusel yerdi lam...Yıkılan ikiz kulelerin hemen arkasında...Bol bo loturup dinlendiğim için burayı çok sevdim, 3 tane foto paylaşcam burayla ilgili :)...

Neyse, ikiz kulelerin yerine çok büyük bişiler yapıyolar, ground zero deniyo artık oraya, oraya da gelicem, ama hemen orda century21 department store diye bi yer var, önder didiydi, allam allam, manyak gibi ayakkabılar var ya, o kadar ucuz ki, manhattan'a giden burayı sakın es geçmesin arkadaşlar."http://www.c21stores.com/#/store-locations/?store=manhattan"...Resmen 2 saat harcadık orda, sırf ayakkabı değil tabii, her türlü şey var, biz vakit bulup da bakamadık herşeye...Sıçtım sadece tuvaletlerine o da yeter :P...Ordan çıkıp ground zero'ya gittik...Bir saygı kulesi şeklinde birşeyler yapıyolar, 2010'da bitecekmiş, acaip bi kompleks...Deli gibi çalışma vardı...Ben yorgunluktan ağlaya zırlaya yola devam edip, o günkü tur programımızı tamamlamak için çabaladım ama...Finacial District bölgesini terkedip, kuzeye doğru China Town ve Little Italy'ye doğru planlı yolculuğumuza başladık...Elimizde harita...Yolun üstünde bi de baktım, aa j&r ...allam daldım tabe...bakacam ya sadece bisi almicam...okuz gibi bi yer...ahan da bakın internetten:http://www.jr.com/...Devam ettik sonra hedefe doğru...Yalnız oralara gelmeden önce, hepimizin filmlerden tanıdığı Brooklyn Bridge üzerinde bir yürüyelim dedik...Köprü dibimizde fekat bir türlü girişi bulamıoz...3 kişiye sorduktan sonra çıktık üstüne...Arabaların geçtiği kısmın üst kısmında yayalar için ayrılmış bir yer var bu tarihi köprünün üstüne...iki şeride bölmüşler, birinden yayalar, diğerinden bisikletliler geçiyor, manzara süper, banklar da koymuşlar oh ne güzel oturdum...Köprünün yarısına kadar gidip geri döndük, pilim bitti, ve brooklyn'e geçmeye hiç niyetim yoktu açıkçası...Aşağıdaki yeşimle olan fotomda, arkamızda görülen köprü Manhattan Köprüsü, tam emin değilim ama çift katlı sanki o köprü, araç trafiği altlı üstlü ters taraflara doğru akıyor...



Sonra köprüden inip, yola bindik, aynen China Town'a devam...Eskiden cadde ve insan sayısı olarak Little Italy ile hemen hemen aynıymış bu China town, ama öyle büyümüş ki, Little Italy'de içine almış, Little Italy dediğiniz yer 1-2 cadde bişi kalmış...Bu china town kadar pis bi yer yoktur heralde dünyada...Nasıl yaşanır orda yaw, zaten ingilizce konuşan da yok, anlatamıcam gitmeyin, Little Italy'de de bi mok yok oraya da gitmeyin...Little Italy'de italyan dondurması ve başka bir kafe'de de yemek yedik..."Teşekkür ederim" dedi lam İtalyan garson bana...


Akşam geç vakit olmuştu...Metro durağını bulacaz diye kaybolduk, ara sokaklarda...Bir de century 21den aldığımız ağırlıklar felam, omzum koptu zati...Zar zor attık kendimizi metroya, bi de aktarma yaptık...Metro'nun hangi istikametine doğru gelenine bineceğimizi anlamaya çalışırken bi bayan gelip yardımcı oldu, sağolsun, o kadar aveldik yane demek ki...Neyse gittik de, bi de Macy'se gittik otelin orda, bana tişört felam aldık...Sonra zıbar 5...

17.9.07

HOMORİKA 4 - NEWARNEYORK

Başlıcam aletine edevatına high definition'ına uğraş uğraş...hidef my ass afedersin...ulem neyse sırası gelince onu da anlatcam sen dur...Salı sabah, dedik ki "central park'a gidelim"...Olur tabe...Central parkta kavaltı yapcakmışız efem...Sanki sucuk ekmek yapıolar orda...Efendim yürüyerek gidelim dedik, ayaklarımıza kara sular indi, bizim kaldığımız otele göre hiç de central değil, gerçi abartmayalım, bi times square'e gitmiş kadar daha gidiosunuz central park, sonrası fer fecir olduğu için aklımda böyle kalmış olabilir...Ayaklarımın altı yaraydı, belim, bacaklarım, boynum hepsi ağrıyodu zaten sabahtan...Neyse, mehteran takımı gibi iki ileri-bi geri hareketle vardık central parka...Yeşim her dükkanda durup bişiler bakıo...Yolda bikaç limuzin gördüm arka arkaya fotoğrafını çekiim dedim sizler için...Central parkın girişinde inceden bir bina var, onun da fotosu altında, faytonlar felam var, 1 beygir gücündeki bayat bir espriyle buraya konu oluyolar...Daha sonra Tulaylar da gelecek ya cumartesi günü gidecez, daha detaylı fotolar vericem, şimdilik benim fotoğrafımla idare edin ve bilin ki, her köşede Yeşim filmleri hatırlayıp "şurası gözgöze geldikleriii yer", "şurası o kızın iğfal edildiği yer" gibi beyanatlarda bulundu...Bu arada tabii ilk etapta gezmedik heryerini...dolaştık durduk içinde, aç bitap, fakat o da ne, hiç bööle kavaltıcı yok, ya da biz göremioz, hot dogcular felam var, hepsini es geçtikten sonra sonuncusundan 2 tane aldım ben...Yeşim ısrar etmeme rağmen almadı...Sonra da aç kalmasının suçlusu benmişim gibi bi havalar bi havalar :) Yedim kardeşim...Central parktan da çıkmıo...Ağlamaya başladı...Yaw dedim o zaman(doğu kenarında yürüyoruz) çıkalım bi starbucks bulalım...Çıktık 5.th avenue ya doğru yürü yürü, şeyini sallasan heryerde olan starbucks yok, sinir oldu Yeşim, bana kızıo herzamanki gibi...Neyse, bulduk bi tane en sonunda karnını doyurdu, sesi kesildi şimdilik :) Central parktan tam çıktığımız yere geri dönüp biraz daha doğu kenarında kuzeye doğru ilerlemeye devam ettik, ve Modern museum of art(MET) midir nedir oraya girdik...normalda girişi 25 dolar...Ancak Önder sağolsun gitmeden önce bana tüyo vermişti...5 dolar da olsa bağışta bulunursan 2 bilet veriolar :) Capon turistler kek kek verirken biz Türk milletini gurula temsil edip 5 dolara girdik ikimiz...Bööle serindi içierisi iyi oldu...Bi tarafta Mısır eserleri, (gerçek mumya vardı lam), diğer tarafı helenistik çikolastik döneme ait Yunan eserleri vardı...Bi de bişiler daha vardı ama hatırlamıom...Aşağıda mezardan bozma tarihin ilk fotokopi makinasını görüyorsunuz...Ondan sonraki resimde ise delirttiğim bir Tanrıça'yı, sonrasında ise "boyut önemlidir" felsefesini kabul ettirmeye çalıştığım bir beli tutulmuş asker görüyorsunuz...Affetmez kimse olm seni savaş alanında yaklarsa :)...Ondan sonra da yorgunluktan bitap düşmüş vaziyette, önünde oturduk müzenin, altta toplam bacak sayısı 4 görüyorsunuz, panik yapmayın...EEE, bitti mi sandınız, tam bu müzenin hizasında, ama central parkın batı tarafında bir de şu ünlü "american history of musemummunhım" die, "a night at the museum" filmine konu olmuş müze var...Filmi izlediğim için gitmek istemedim...Ama yeşim sürükledi beni...Koskocaaa Central parkı enlemesine geçicez...Tam geçicez, bi göl çıktı karşımıza, etrafından dolaşalım dedi Yeşim, itiraz etcek halim bile yoktu...Ulan giiit giiit giiit bitmiyor...Birini yakalayıp arada fotoğraf çektirdik...İnsanlar deli gibi koşuyorlar gölün etrafında, hepsinde bi ipod, Yeşim'in çişi geldi gene bana kızmaya başladı...İte kaka çıktık, central parkta hiç wc yok...Batı yakasından çıktık, ancak hiç tuvalet yok, müzeye de daha 7 cadde falan var, Yeşim gene hırçın haline büründü, ayakkabısı da ayaklarını vurdu, ikide bir bi banka oturuo aalıo, "yürüyünce ayaklarım aarıo, oturunca iice çisim geliioo, altimaa ediceem" die baarıp suçu gene batıo...Ne demiş büyüklerimiz aşağı yukarı: "evlilik, normalde evli değilken karşılaşmayacağın problemleri çözme sanatıdır"...Buna istinaden, Yeşim'i motive ede ede, ağlata ağlata müzeye kadar götürdüm...Sen dışarda bekle dedim, gittim bilet alcam ne pahasına olursa olsun...Acaip kuyruk var...Yeter ki problem çözülsün...Walla sırayı bekleyemedim dışarı koştum yeşimi almaya, gel rica ederiz öne geçeriz diye, meğersem tuvalet biletle girilen kısımda değilmiş, koştu girdi bizimkisi, rahatladı, tekrar mesut olduk...Neyse harap bitap bi vaziyette çıktık, en yakın metro istasyonuna gidip metroya atladık ve otele gittik...Duş aldık dinlendik lam biraz oh...Sonra akşamüstü hava kararmışkene, otelin altındaki tick tack cafede akşam yemeği yedik, sonra dakalktık şu empayr siteyts, neymiş bi de biz çıkalım tepesine dedik...Eskiden Empty Space Building denirmiş...Çok pahalı olduğu için kimse ofis tutamazmış ordan...Neyse, bayıldık 18'er doları, tepesine tırmandık...öööle dönüp dönüp baktık işte etrafa, bütün manhattan görülüyor...Orda bisürü teleskobik aletlerden vardı, 50 cent verion ama 2 tane 25cent alıo, aleti çözene kadar dallama dallama kurcaladık sağını soğunu...Tam komedi...Aşağıda 2 foto var bakın işte...Sonra çıktık otelin dibinde zaten bu ESB, arka sokaktan giderken aa bi de baktım, bizim Murat'ın bayılacağı, beniyse sersemleten bir çizgiromancı çıktı önüme...Jim's universe...Hemen daldım...Ohh bee...Stephen King'in dark tower çizgi roman serisinin ilk sezonunu aldım...4.sayı yoktu ama uyuz oldum...Gezdim gezdim bi sürü şey alıcaktım ama taşıyamam diye almadım...http://www.jhuniverse.com/...Harika bi yer lam Murat, bi gün senle de gideriz...Gümüş kayakçı heykeli süperdi be...

Sonra otele döndük, çizgi romanlarımı okuyup mutlu mulu yattım...

14.9.07

HOMORİKA 3 - NEWARNEYORK

Yaw, sonra anlatıcam da detayları, yeni aldığım kameramla baya bi uraşmam gerekio, niyesini sonra sölicem...O yüzden zaman bulamıom yazmaya sabırlı olun ama biraz canım siz de...P.tesi günü, insanlık için küçük, Yeşim için ise büyük bir adımdı...Benimse umurumda değildi adımın ebadı...İstanbul'dayken US OPEN day session'a bilet almıştım bugün için(http://www.ticketmaster.com/)... Yeşim havalara uçmuştu çünkü tam bir tenis delisidir...Yıllarca da oynamış ama deli olduğunu anlayınca kovmuşlar sahalardan :) saat 11:00 ile 19:00 arasında day session oluo, 3 maç oynanıyo hepsini izliyosunuz...Eşek stadımıydı neydi Queens'i felam geçionuz orda...Dana gibi bi tenis komplexi, bu eşek stadı merkez kort, sonra louis armstrong stadı var biraz daha küçük, bi de irili ufaklı bi sürü stad var, sanırım herkes soyluluk derecesine göre seçilio bu stadlara...Neyse işte o sabah kalktık, aynaya baktık, aradık, taradık, bağırdık, çağırdık, bilii bilii biliii bilii gaah gaah küpeliii horozuuuumm...Noluo be! Kaltık diyom o sabah, Times Square'in ordan subway'e binip gitcez...Giderken Metro Cafe'de kahvaltı yaptık...Walla daha başında olayın hemen kahve delisi olduk yaw...Her sabah kahvecilerde kahvaltı...Hızlı bir şekilde "tuu tool latttes tuuu geyblıııs vit çiiiz" demezsen kızıolar...Adamların işleri var canım...Kahvaltıdan sonra acaba sıçasımız gelse ne olur, subwaye sıçılır mı, subwayi bok götürürse nolur soruları kafamızda, istasyona gittik...Shea stadında inecez...Bi müddet sonra yerüstüne çıktı metro...Etrafı izledik...Queens'ten felam geçti...Varoşları inceledik...Bizden iyi yaşıolar...Shea stadında indik...Bu şeeeaaa, eşşşşeeeiiin şeeeea, ama eşşşein kendisi değil....Shea başka bi büyük stad içinde sanırım cirit, uzun eşek, kukalı saklambaç vb gibi amerikalıların ata sporları yapılıyor...Bunun ters istikametinde ise eşşşeeeaa stadı var...Adını hatırlamıom yaw :( Yani bütün tenis kompleksi...Zaten eşşşeeeaa ile eşşeeea'nın şeeeaa'sı nın birbirlerine zıt durmaları tamamen anatomik bir doğrusallık değil mi...Neysem biz yürümeye başladık bizi ilgilendiren komplekse doğru, içimizde yılların verdiği bir komplekse, "ohaa!" falan dioruz adamların habitata...20 metrede bir bir görevli baarıp çaıırp yönlendirio insanları...Sırt çantalarını emanete bırakıp işin bitince alıosun...Daha komplexe girmeden...Gerçi benim biletimi almam gerekiodu...Önce sırt çantamla gittik...Bi güzel kuyruğa girdik gişelerin önünde...Gişelerin önünde bi kadın almış mikrofonu eline, "yeni bilet alacaklarrr burayaaa, haydiiii, 4. veznee boşaldııı, çabuk llaam" falan die bağırıp nilleti hizaya sokmaya ve olayı çabuklaştırmaya çalışıyordu...Bizim gibi rezervasyonlulara ise gelip, arkada kiosk vaar, korkmayın yeni şeyler denemekten, burda beklemenize gerek yok, kredi kartınızı geçirip bileti alabilirsiniz vs gibi bişiler dedi, ama kimse iplemedi kadını...Neysem vezneden aldım bileti...Sonra tekrar çanta kontrolünün oraya gittik...Efendim benim çantam çift askılıymış, yeşiminki tek askılıymış...Benimkine el koydular...Alla alla, aynı büyüklükte kardeşim çantalar...Book bag mi ne dedi, sensin bok bebek...Yeşim de kendi çantasını taşımamak için benimkinin içine koydu...3-5 dolar bişi verdik neyse, yanımızda bi tek ufak bel çantası var...Stada girecez, ama hiç çantası olmayanları bir kapıdan alıyolar...Bizimki gibi ufak bir çantası olsa bile başka bi kuyruğa gidiosun...Ben emin olamadım Yeşim'in çantasını gösterip(el kadar bişi) bununla giremioz mu dedim, adam "this is a baaagg!" dedi...Nasıl anladın lam dedim ben de...İçimden...Güney girişe yönlendirdiler bizi...Gittik, acaip bi kuyruk...Biz kuyruktayken ilk maç başladı...Biletleri alırken maçlar belli değildi, sanırım turnuvaya çok yakın belli oluyor...Girerken maç programını aldık oh be ne süper, Yeşim çok sevindi...Çünkü 2. maç dünya sıralamasında 1.olan avrat sporcu henin, 3.maç ise gene 1. olan ama erkeğe benzeyen federer'in maçıydı...Gittik yerleştik yerimize...Bu arada acaip sıcak, beynimiz haşlanıo...Ben şapka almışım yeşim de yok ama ikimiz de dayanamıoz...Aralarda koltuklardan inip püfül püfül esen koridorlara gidip, 5 dolara su alıp kazıklanıoz, kafamızı yıkıoz tuvalette felam...Yemekler çok paalı geldi yemedik...Ama Yeşim'e bir hatıra şapkası aldık...Stad gerçekten harika ama...Orda birileri maç falan etti hoşuma gitti, Yeşim niye bu kadar delirdi o fender denen adam çıkınca anlamadım...Ben Gibson severim halbuki...Neysem karım sevindi ya yeter...Bu arada Kerem başta olmak üzere bir sürü kankamla mesajlaştım...Kerem "çükünü salla belki kameraya çekerler" dedi, ama benimkini yakalayacak zoom olmadığı için çekemedi herifler :) Eh işte, böylece maçlar da bitti, biz de bittik...Çantalarımızı alıp istasyona doğru gittik...Bu sefer subway'e değil trene bindik...Tam bizim otelin altında duruo...LIRR(Long Island Rail Road)...One-way ticket aldık, girişte bilet görevlisi biletimi tutup bööle bişilerle zımbaladı ama bırakmadım bileti ben, "bende kalcak bu" diye kızdı adam...Vermiom lam...Meğer benden önce geçen adamın ki round-tripmiş...Ondan zımbalayıp geri vermiş ona....Çok rahat bir express tren yolculuğundan sonra otelimize vardık...Duş alıp temizlendik felam...
Akşam tekrar times meydanına gidip dolandık...Yeşim yalvarmalarıma ve somut kanıt olarak gösterdiğim ayağımın altındaki baloncuğa aldırmadan beni dolaştırdı...Sonra da hard rock cafe'ye yemeğe gittik...Ünlülerin gitarları, bi sürü hediyelik eşya, almadım inat, Yeşim'in tüm ısrarlarına rağmen...Fajita yedim ben çok güzeldi...Bira içtim...Sonra daa, insanoğlu bu, gidip zıbardık işte gene...

13.9.07

HOMORİKA 2 - NEWARNEYORK

http://www.premiumoutlets.com/outlets/outlet.asp?id=7
Demem o ki, gurbetteki 2.günümüzde, amerikaya donsuz gitmemize sebep olan alışveriş çılgınlığına kavuşmak için, round-trip otobüsle new jersey'in uzaklarındaki woodbury common outlet center'a gittik...Vaay anam vaay, binbirtürlü mağaza, Önder önceden söylemişti...Sabah 8 otobüsüyle gidip akşam 9 ile geri döndük ama yetmedi inanmazsınız...Müstakil mağazalar, 220 adet marka, öküz gibi bi yer, kuş kadar fiyatlar...Akşam 2 bavulla geri döndük ordan...bittik bittik :)





Aşağıda DKNY'daki extra indirimi gören Yeşim'in halini görüyorsunuz:



Newyorka yolunuz düşerse ve bol bol alışveriş yapmayı düşünüyorsanız, kesin tavsiye derim...Onun dışında bütün şehirlerde Marshalls, Macy's, T.J.MAXX gibi yerler de var...Sonraki günlerde tatlı niyetine hepsine gittik, anlatıcam ileriki yazılarımda...Ama Yeşim'in markaları ve fiyatları görüp delirdiği yer olarak tarihe geçsin burası lütfen...



Akşam döndüğümüzde o kadar yorulmuştuk ki, Yeşim bile McDonals'da hamburger yemeyi kabul etti, sonra zıbardık...

12.9.07

HOMORİKA 1 - NEWARNEYORK

Döndüm sonunda ama uyanamadım...Zaten dinlenemedim de ama, insanın yanında Yeşim olunca zaten dinlenmek söz konusu olamaz...O Cuma akşamı naptık biz? Soruyorum size, hani sizi terkettiğim, normalde ayrılıktan ötürü hüzünlü olması gereken, ama tatile çıkma hevesiyle dönüp sizlerin yaşaran gözlerinize bir kez olsun bakmadığım o Cuma akşamı var ya...Bizim için de çok hüzünlü oldu...Normalde işten biraz erken çıkıp annemlere gidecektik Halkalı'ya...C.tesi sabah 6'da idi uçağımız...Gece 3 gibi kalkıp havaalanına bırakcaktı babam bizi...İşin bırakma kısmı öyle oldu da, akşam erken gidemedik babamlara...Sevgili ve canımız arkadaşımız Meltem babasını kaybetmişti...Akşam Caddebostan'a gidip taziyelerimizi ilettik...Çok üzüldük ama :( Meltem'e tekrar başsağlığı diliyorum burdan...
Şimdi tatil bitti ya, acayip bi jetlag ve tatillag karışımı var bende...Günde 3 saat uykuyla duruyorum...Gündüz uyuyasım geliyor ancak işte izin vermiolar doğal olarak :)
Neyse babamlara geç de olsa gittik, muazzam bi sofra hazırlamış annem herzamanki gibi, yedik içtik laklak ettik...Bu arada Ati'den büyük ve boş bir bavul aldım giderken, içine de Özgür'den aldığım kabin boyu koydum...Hepsi boştu...Amerika'da ucuz ya :)
Gece "noooluo lam ananı" diye bi kalkmışım, meğer saat 03:00 olmuş, havaalanına gitme vakti...Kalktık gittik...Lufthansa'nın önünde bi kuyruk bi kuyruk...Sanırsın bütün havaalanı amerika'ya gidiyo...Bize sıra gelene kadar uçağın kalkmasına 20 dakka kaldı...Bi de lufthansa miles kartımı ne aldım mil mi birikiyomuş ne...Bu yüzden tırsıp free shoptan sigara alamadan uçağa koştum...Koşmaz olaydım...Uçak 1 saat bizim arkamızdaki kuyruğu beklediği gibi, amerika'da da 7 dolar bi paket sigara...Tatil parasını böylece yemiş, aslına bakarsanız fosur fosur içmiş olduk...Efendim Frankfurt aktarmalı gideceğim için, ilk uçakta sadece 2li koltuka oturarak acayip rahat ettik...Frankfurt'a da geç kaldığımız için, bir nebze koşarak 2.ci uçağımız olan frankfurt - ne var ne yok şehrine gidecek uçağa bindik...koşarak demiyim de, trenle gittik, iki saat bizim gate'i aradıktan sonra, o gate'e dahili trenle gidildiğini öğrendik en sonunda...Yuf...Koltuğumuz, ortadaki 4lü koltuklardan ortadaki ikisi, kapana kısıldık gibi off...Yeşimin sağında bir hintli, neyse, benim yanımda çıtı pıtı bi kız...Tam rahat gidecez diodum ki, kızın arkada bi arkadaşımı ne varmış, birileriyle yer değiştirdi, efendimi, yanıma 200grostonluk bir abi geldi...Resmen pizza kulesi gibi bir vaziyete bürünüp Yeşimle bir oldum ben de...Komedi filmlerinde olur ya hani, aynen öyle...7 saat boyunca gözümü kırpmadan uçup newarneyok şehrine indik...Yeşim'in yanındaki hintli de uyuyo sürekli ve onu yemem bunu yemem dio hosteslere...Çişe kalkcaz, benim yanımdakinden rica etsem, uçağın aerodinamiği bozuluo adam kalkana kadar...Öyle veya böyle yeni bir yere giderken çekilio yolculuk...Sıktık dişimizi...Aaa newarneyork'tayız...[bu arada uçakta gida niyetine dağıtılan nesnelerin nerde saklandığını merak etmiştim, inerken bi yerde küçük kasalar gibi şeyler vardı, onların üzerinde temel besin maddelerinin ismi yazıodu, chees vardı birinde mesela, ben de soruma yanıt bulmamın verdiği mutlulukla 'çiiiiz' demişim...Hostes de beni fransız sanıp 'çüüüz' dedi :)] Neyse indik...Allam, ordaki havaalınında da bi kuyruk, 1,5 saat pasaport kontrolü için sıranın bize gelmesini bekledik...Adam Türkiye'deki konsolosluktan daha çok sorguladı beni, Yeşim'i de çağırdı sonra, eşim olduğunu söyleyince, sonra 6 ay kalabilirler yazını basıp yolladı...Yeşiminkine 2 haftalık bastı ehe, yeşim bi kızdı adama, herhalde vatandaşlık verirler Yeşim'e...
Sonra bavulumuzu bulup, açık havaya ilk adımımızı attık...İşte öyle boş bir arazi...Taksi kuyruğu bekledik çok az...Manhattan'a JFK'den taksi 45 dolar fix, ve 5 dolar da gişelerde ödüyosun...Afrikalı Amerikalı denen bir zat bizi aldı...Ön koltuğun arkasında bi dolu yazı, Taxi drivers bill of rights mı ne, bi de taksi şirketi asmış bi yazı, bizim şoförler şööledir böledir, telefonla konuşmazlar felam...Naaah afedersin, herif tüm yol boyunca telefondaydı be, bi kaç arabaya bindiriodu...İstanbul'dan gitmiş biri olarak şahsen hiç yabancılık çekmedim trafikte...
Neysem, 12:30 gibi uçaktan inmiştik, heralde 15:00 gibi otelde olduk...Yanıma hiç eşya almadığım için bütün heryerim leş gibiydi, olsun ertesi gün alışveriş yapıcam ama :) Otele check-in yaptırdık ve odamıza gittik, Shining filmindeki gibi tırsınç ve eski bir oteldi, eskilerin ünlü oteli NewYorker Hotel, reconstructionda aynı zamanda...Biz tabii çok eski bi odasına yerleştik...İdare ettik işte biraz küçüktü ama...Azıcık dinlenmemize fırsat vermeyen Yeşim, beni kolumdan tutup dışarı sürükledi, giderken "sex and the cityy" felam diye bağırıyodu ama nie anlamadım...Sex in the city sanmışım ben..."Bu yorgunlukta ne seksi be" dedim dayanamayıp en sonunda...Neysem, bizim otel 8th avenue ile 34. sokağın kesişimindeydi tam...32. katta! Altında Penn Station gibi çok önemli bir metro ve tren istasyonu vardı...Ulaşım çok rahat anlayacağınız...
8th avenue ve 7th avenue arasında bi pizza hut bulup daldık...Aman yarabbi ne pis bi yer, new york da pis, pizza hut'larda pis, zaten insanların hepsi şişko, arada bir güzel insan görürseniz bilin ki turisttir :)Rahat bi millet ama, neyse pizzamızı bitiremeden kalktık, Hemen köşede payless shoe dükkanı vardı, Yeşim oraya daldı, bişi almadı ama herşey çok ucuz diyerek dışarı doğru çıktı...Ben de o sırada ona doğru "7 dolara sigara mi olur lam, hay ak" şeklinde ilerliyordum...Çarpışmamıza ramak kalmıştı...Efendim daha sonra 7th avenue'dan Times Square'e yürüdük, bi jetlag ve şaşkoloz durumlarımızı görebilirsiniz aşağıdaki fotolarda..."Ben nerdeyim, neler oluyor" şeklindeyiz...


Azıcık Times Square'e baktıktan sonra diğer street'ten tekrar 8.th avenue'ya geçip, Pazar günü woodbury common'da yapacağımız alışveriş için otobüs turuna internetten almış olduğum elektronik biletleri normal bilete çevirttik...Biletlerimiz elimizde, yarın görüşmek üzere deyip oradan ayrıldık...Otele doğru yürüdük...Yeşim Macy's diye bir alışveriş merkezine daldı, dağıldı kızcağız, herşey çok ucuz ucuz diye diye gözyaşları döktü, ama ertesi gün outlet center'a gideceğimiz için birşey almadık...manhattan mall'a da gittik...nie? peki nie? Çünkü benim lafıma uymuş da, hiçbişi almamışta yanına, sinir küpü oldu, şampuanı yokmuş vs, son gücümle yeşimi susturmak için bir pharmacy gibi bi yer buldum, Yeşim çok sevindi, hemen bi sürü şey aldı kendine, bunlar Türkiye'de şu kadar falan diip durdu :) Yalnız diğer günlerde farkettik ki, otelin etrafı bu migrosvari yerlerden kaynıyor, zaten her sokakta var bunlardan, biz uykusuzluktan hiçbişi görememişiz(bu arada alınan herşeyi sırt çantamda ben taşıdım nasıl oluyor yaw?)
Yeşim biraz rahatlayınca, gene otelin dibinde olan ünlü Madison Square Garden'a gidip şöyle bir etrafı gezindik, şehrin ritmini yakalamaya çalıştık...Yakaladık da, zıbarıp yattık gidip sonra :)



Devam edicem anacım...